6 Haziran 2017 Salı

Sıcaklarda Soğuğun Merkezine Doğru...

Deli gibi boğucu bir hava var dışarıda ve dolayısı ile bizim çatı katında. Nefes almakta güçlük çekiyor insan böyle havalarda. Ah kış gözünü seveyim... Soğuğun çaresi var diye boşuna dememişler: giyiyorsun hırkanı, eşofmanını, pufidik terliklerini, olmadı köklüyorsun kombini ya da alıveriyorsun bir battaniye misss... Ama yaz öyle mi? duşa gir çık yine aynı yapış yapışlık :( Klima olsa bir dert olmasa ayrı dert. Hal böyle olunca kışın yapılan tatillere gitti aklım. Gözüm görüp içim ferahlasın diye...

Bu kış eşimle hayatımızda ilk defa yurtdışına bir turla gittik, bizim küçük hanımı anneannesiyle bırakıp hem de... Bundan öncekiler hep birlikte daha önce araştırılıp, otelinden uçağına, orada gezilecek görülecek yerlerin biletlerine kadar ayarlanmış olurdu çünkü. Ama dediğim gibi bir çılgınlık yapıp Cafetour'dan aldığımız tur ile 7 gece 8 günlük Viyana-Prag -Budapeşte gezimizi tam da oraların en soğuk olduğu dönemde Ocak ayında gerçekleştirdik. Bu gözler telefondaki hava durumunu okurken -14 dereceleri gördü. Gezi oldukça yoğun ve bir o kadar da keyifliydi ama soğuğa rağmen. Tek bir yazıya sığdırmak istemiyorum detayları. Bu sebeple de bugün sadece Viyana'yı anlatacağım. 


Viyana'ya gelmeden önce havaalanı maceramızı anlatmak lazım tabii.. 'Her gün işe uçakla gittiğimiz!' için havaalanının dibinde tercih ettiğimiz evimizden yine de uçak saatine epey bir zaman kala çıktık ki herhangi bir yoğunluk karşısında stress yaşamayalım. Ancak, havaalanı korkunç kalabalıktı. Fast pass alıp 45 dakikada ancak geçebildik pasaport kuyruğundan. Valiz tesliminde yaşadığımız beklemeyi saymıyorum bu durumda :( Bu arada belirtmeden geçemeyeceğim turla gidiyoruz dedim ama turdan herhangi bir personel yoktu havaalanında, hatta elimizde rehberimizin bizi Viyana'da karşılayacağına dair bir e-mailden başka hiçbirşey yoktu:( Kimlerle aynı turda olduğumuzu Viyana'ya varana kadar da öğrenemedik zaten. Tabii, Viyana'da karşılanana kadar da türlü senaryolar yazdık haliyle:)) Turla ilgili beğendiğim ya da beğenmediklerimi de yeri geldikçe yazmaya devam edeceğim. Mesela otobüsün içinden yapılan şehir turlarının hiç de bize göre olmadığını anladık. Zira, seyirhalinde olan bir araçtan, hele de camları çamur içinde kalmışken sağındaki bina Opera binası, solundaki bina 1600'lerden kalma veba anıtı diyerek o şehri gördüğünü hissetmiyor insan. 


Neyse, sabah yollara düşmemize rağmen Viyana'ya vardığımızda hava kararmaya başlamıştı bile. Bunda kışın ortasında olmamızın da etkisi yadsınamaz tabii.. Otobüsle yapılan şehir turundan sonra otele giriş yapmadan bir saat kadar gezmemize izin verdi sevgili rehberimiz. Bu arada tur ucuz olduğu için otel uzak otel sınıfındaydı haliyle. Ancak, biz tabii ki otelin başka bir şehirde olduğunu düşünmemiştik:)) Otobüsten inen inmez ilk durağımız gelmeden önce adını google maps'imize kazıdığımız Demel Pastanesi oldu. Burası Graben caddesi üzerinde bulunan imparatorluk zamanından günümüze kadar gelmiş bir pastane. Mükemmel denilen pastalarının tadına bakmak için kuyruk beklemek zorunda kalabilirsiniz. Zira, bize de içeride oturup kahve eşliğinde keyifle yemek nasip olmadı. Kısıtlı süremiz sebebiyle paket yaptırdık apple strudellerimizi. Tabii pastaların arasında gözü dönünce insanın nasıl saldırdığını bilemiyor aldıklarına. Fotoğraf çekmediği ancak ve ancak şeker beyne gitmeye başladıktan sonra aklına geliyor. Dolayısı ile açken ben, ben değilim. 

Otel uzaktı evet. Hele de rehberimiz öyle bir anlattı ki sandık Viyana'ya gitsek geri dönemeyeceğiz. Zira memlekette, pazar günü saat 7 itibari ile bizdeki büyük avm'ler gibi birçok mağazanın bulunduğu o kocaman marketler kapanıyormuş. 1.5 km ötedeki benzincinin bile kapandığına şahit olmuş turdan birkaç arkadaş. Oralara kadar gitmişken otelde kalmak da olmazdı tabii diyerek rehberimizin üstün pazarlama yeteneğine kandık ve Viyana'daki en pahalı ve sonrasında çok pişman olacağımız Grinzig gecesine katıldık. Eğriye eğri doğruya doğru : ortam güzeldi, bizler için Türkçe şarkılar bile çalıp söylemeye çalışan müzisyenler çok sevimliydi, sınırsız getirdikleri ev yapımı şarapların bir kısmı üzüm suyu kıvamındaydı ve şinitsel için gidilen bir mekan için Viyana'da yediğim en kötü şinitzellerdi. Sonuç ilk gece binip taksiye Viyana'ya gitmediğimiz için pişman olduk. Kaldı ki o saatlerde toplu taşıma olmasa da otel o kadar da uzak değilmiş :( 


İkinci gün erkenden yine rehberimizin önerdiği bir tura katıldık.  İlk durak Gargamelin Şatosu'nun da ilham alındığı Lichtenstein Kalesi. Gerçekten burayı görünce insanın ağzından 'la la lala lalaa bir şarkı söyle...' diye mırıldanmak geliyor. Sonrasında da Seegrotte : Avrupa'nın en büyük yeraltı gölü. Muhteşem bir yer. Burasının tarihini, içini bir başka yazı konusu yapmak belki de daha doğru olur diye düşünüyorum. Görmekten, gezmekten asla pişman olmayacağınız büyülü bir atmosfer diyebilirim. Geziye Beethoven'in 9.senfoniyi bestelediği evinin bulunduğu Baden şehrinde tur atarak devam ediyoruz ve sonrasında Mayerling faciası olarak bilinen Avusturya veliahtı Arşidük Rudolf ile sevgilisi Baranes Maria Vetsera'nın 30 Ocak 1889'da ölü olarak bulundukları av köşküne varıyoruz. İçeri girilmiyor. Zaten artık burası Carmelite rahibelerinin manastırına dönüştürülmüş. Ve onların katı kuralları gereği kimse onları görmüyormuş, onlar da manastırı asla terk etmeden yaşıyorlarmış. Açıkçası içeriyi görmesem de hikayesi öyle enteresan geldi ki okumak araştırmak istedim. 

Viyana çevresini gezdikten sonra yine şehir merkezine geliyoruz. Turun bize sağladığı sağınızda Schönbrunn Sarayı solunuzda Hofburg Sarayı şeklinde bir gezi olacağını anlayınca rehberimiz ile anlaşıp ekipten ayrılıyoruz. Çünkü Viyana'ya gidip yapmak istediğim şeyler arasında bir konser izlemek, dönme dolaba binmek, müthiş pasta ve şinitzellerden yemek ve sarayları gezmek vardı. En azından bir sarayın içini görelim diyerek Schönburnn Sarayı için biletlerimizi alıyoruz ve asla ve asla pişman olmuyoruz. Hatta bir tam günü bahçesini de gezerek geçirebileceğiniz Habsburg hanedanının yazlık amaçlı kullandığı bu sarayda 1441 odadan sadece 40'ını gezebiliyorsunuz- ki her biri ayrı tarzda ve incelikte işlemelerle bezeli bu odalardaki detaylar hala gözümün önünde... Sarayın bahçesi de bahar aylarında ayrıca muhteşem oluyordur eminim. Ancak, gezmek için vakti zamanında dönemin kraliçesi Sisi'nin de yaptığı gibi at kullanmak gerekebilir:)) 


Tüm yorgunluğun üstüne harika şinitzeller yiyoruz ve tabii üstüne de Mozart pastanesinde tatlı ile melange keyfi yapıyoruz. (resimlerdeki pudraşekerli tatlı applestrudel-ki sadece kremasını bile kaşık kaşık yiyebilrisiniz, diğeri ise Mozart pastası-içi badem ezmeli çikolatalı bir bomba. Ve yine olsa yine yesek diyoruz:)) Tur olduğu için kısıtlı sürede Viyana'da yapmak istediklerimiz listesini tamamlayamadık. Bir daha yolumuzu düşürmek gerek yani... Ama tabii ki en azından bahar aylarında:))) 

Not: Birtakım özel yerler ile ilgili detay yazı hazırlamaya çalışacağım. 

4 Haziran 2017 Pazar

Haydi yine yeni yeniden....

Biliyorum buraya uğramayalı epey zaman oldu.
Bu arada birçok yer gezdim, gördüm; birçok yeni lezzeti tattım, yapmayı denedim; birçok yeni insanı hayatıma kattım, bir kısmını arkama bakmadan çıkardım; yeni hobiler edindim, bazılarından vazgeçtim; 30 kilo verip 25'ini geri aldım; spora başladım, sonra bıraktım derken zorla da olsa yaşlanmayıp yaş alanlardan oldum :) Ama bir gerçek var ki henüz 40lı yaşların bir hayrını görmedim. Şunun şurasında 41 kere maşallah denecek yaşa yaklaştığımı ima edenlere tek diyeceğim: 36D'den bir adım öteye gidesim yok!

Evet yine yazacağım elimden geldiğince... Bugünkü yazı biraz metazori olacak. Zira, tam blog günlerime geri döneceğim dediğim gün sayfamın kapandığını gördüm ve geri alma çabam sonuçlanana kadar bir baktım ki bendeki heves gitmiş ya da yine o tembel insan oluvermişim. Bugün ise, karşımda 'akşam geldiğimde blogtaki yazını okuyacağım' diyen bir koca vardı karşımda. İnsanın hobilerinin olması, zamanını öldürmektense onlarla tazelenmesi şart gerçekten. Haklı biliyorum ama tembellik işte, insanın kanına bir sızdı mı zehirliyor tüm bünyeyi. Dediğim gibi bugünkü yazı bir başlangıç olsun diye, yazmanın bana verdiği keyfi hatırlayıp gaza gelmek için ve biraz da göz boyamak maksatlı. Ama aklımda, planlarımda pek çok paylaşılacak konu, tecrübe, gezi notu, fotoğraf..vs var.

Geriye dönük yaşadıklarımdan pek çok detayı yazmaya çalışacağım ama günceli de kaçırmayacağım tabii. Mesela bu ara yazın gelişi ile girilemeyen şortlar, yazlık elbiseler bir hayli yıpratıcı olunca yine 'ben yapabilirim' -ki vaktiyle yaptım- gazını verdim kendime. Fakat artık bünye de gazla çalışmaz hale mi geldi nedir biraz tekliyor :( Neyse, lafı çok uzatmayayım; bu sefer arkadaşlarımla birlikte yeni bir sağlıklı yaşam ve zayıflama programında buldum kendimi. Yaklaşık bir haftadır süren maceralarımızın detaylarını da elimden geldiğince hafta hafta yazmayı düşünüyorum. Hatta bunun için evin şişkosunun maceraları gibi bir yazı dizisi bile açabilirim:) Beni tanıyanlar bilir: her türlü diyet, şişmanlık, zayıflama konularında teorim çok ama çok iyi olup pratiğim bir miktar zayıftır. Yoksa değil yazı dizisi kitaplar yayınlayacak kadınım :))) Tek problem kapağa konacak resmim ve tabii imza günlerindeki görüntüm. Eee, herkesi de 'imamın yap dediğini yap, yaptığını yapma' diye ikna edemezsiniz ki...

Bugünlük bu kadar olsun. Yarın görüşmek üzere...



 
Clicky Web Analytics