6 Nisan 2012 Cuma

Ev, Geçip Giden Günler ve Ben

Neler mi oluyor hayatta? Neler olmuyor ki! Artık gülüyorum, ağlanacak halime. İyiden iyiye deliliğe vurdum yani.

İlk olarak mart ayını sağlık kontrollerine adadım. Malum 6 ayda 12 kilo aldım ve sonu gelmeksizin almaya devam ediyorum:( Dedim ki ne ise çıksın ortaya. Belli ki bir şeyler ters gidiyor, çalışmayan ya da tembellik yapan bir bez vs varsa düzeltelim. Endokrincisinden tutun da jinekoloğuna kadar herkese anlattım derdimi. Bana ilk sordukları soru: egzersiz yapıyor musun? Gelin buradan yakın! Nasıl yani??? Demiyorum kilo verenleri, durdukları yerde kilo almayan tüm bu insanlar her gün egzersiz yapıyor da bir ben mi yapmıyorum düzenli spor? O zaman 'bir şeker testi yapalım bir bakalım'. Yani belli aslında sonuçlar ama gözümüzle görüp, gönülsüzce paraları bayılalım ki belki aklımız başımıza gelir, kilolardan da kurtuluruz?! Şeker gibi hatunum vesselam:)

Sonra kızımın yaklaşık 4 ay önce siparişini verdiğimiz odası için tadilat süreci yaşandı. Hoş yaşandı diye kestirip atamıyorum. Zira halen devam ediyor:( Dolap yapılacak duvardaki kalorifer peteğinin kalkması gerekiyordu. Kaloriferi geçirmeyi planladığımız yerdeki balkon kapısının da pencere halini alması. Tabii bunların soğuk olmayan bir gün içinde olup ardından da badananın bitmesi:) Anlatınca şaka gibi... O minik odadan çıkan salonu ağzına kadar dolduran kıvır zıvır, oyuncak, giysi, dolap vs'yi saymazsak tabii. Bugün 14.gün ve henüz herşey yerli yerine oturmuş değil. Zaman zaman inancımı yitirsem de odadan gelen boya kokusu kafamı güzelleştiriyor olacak, sesim çıkmıyor:)

Bütün bu karmaşanın içinde tabii ki evdeki hijyen koşulları da tartışılır bir hal aldı. Bir hafta kadar halısız, kimin nerede gezdiği, yattığı belli olmadan yaşadık. Her ne kadar halılar yıkanıp geldi ise de uzunca süredir süpürge yüzü görmemiş parkelerle yüzleşince saflıklarını yitirdiler. Arada kızım hastalandı, okula gitmedi, ben 'dükkan' diyeti yapmaya karar verdim ve atak evresinden sonra 'meyvesiz hayat mı geçer?' diyerek bıraktım. Yeni aldığımız mobilyaları eve sokabilmek için eskilerinden kurtulmak için neredeyse yurdun dört bir yanına haber saldık ama ilk aşamada sonuç alamadık. Eskici güzelim koltuk takımıma 50 TL vereceğini söylediğinde benim için ne kadar kıymetli olduklarını bir kez daha anlayıp hibe etmeye karar verdim. Tüm bunlar yaşanırken sinirlerim alındı sanki. Ta ki düne kadar...

Dün, evimizde bir süredir bizimle olmayan hijyenin geri gelmesi için var gücümle çalışmaya başladım. Kızımın okuldan geliş saatine yaklaşmışken bende de hummalı son kurtarışlar sürüyordu. Ancak bu büyük bedenimle iş yapmak öyle kolay değil tabii. Sehpanın üstünde duran bir büyüğü deviriverdim:( Mundar olduğuna mı yanarsın? Evi amonyakla silmek varken anasonla kokuttuğuma mı? Siz karar verin! Cam kırıkları, buram buram anason kokusu ve ben... O an nasıl oldu da ağlamadım ben de bilmiyorum. Her halde bir büyük devirmek iyi kafa yaptı bende:)

Şaka bir yana akıp gidiyor günler. Ha bugün ha yarın derken hem de. Hiç ayrılamayız bu mobilyalardan dediğim mobilyaları veriyoruz, Hiç evlenmez dediklerim evleniyor, hiç koltuğu bırakmaz dediklerim işten ayrılıyor. Tuhaf hayat, hızına yetişilmiyor. Hoş, yetişmeye de kalkıp bünyeyi hırpalamamak lazım demek ki...

Not: Korkarım evdeki boya ve anason kokuları iyiden iyiye birbirine girdi, benim beynime işledi. Dolaysı ile bendeki kafa kimsede yok:)
 
Clicky Web Analytics