8 Mart 2012 Perşembe

Dünya Kadınlar Günü

Bugün dünya kadınlar günü... Tüm dünya emekçi kadınlarının günü... Hoş emek olmadan kadın olunuyor mu sanki? 8 Mart 1857'de yanan dokuma işçilerinin anısına Dünya Kadınlar Günü olarak kabul edilen bugün de bile yakın çevrenize baktığınızda kadını hakettiği yerde görebiliyor musunuz? Ne yazık...

Halbuki kadın, yemeyen yediren, giymeyen giydiren, anaç ruhlu, düşünebilen, hatta düşünmekten çoğu zaman karar veremeyen - ki doğumdan itibaren belki de tek kararlı olduğu nokta beyaz atlı prensi bulma çabasıdır-, sevecen, duygusal, zeki, sevimli, çekici, yeri geldiğinde iyi bir anne, yeri geldiğinde iyi bir eş, yeri geldiğinde 'yelloz'un tekidir:) Evi temizleyen, çamaşırları yıkayan, yemekleri yapan, derleyip toplayan, yuvayı yapandır. Topuklu ayakkabılarla kendisine ettiği eziyeti güler yüzü ile ört bas etmeyi bilen, kafasında tilkileri kuyruklarını değdirmeden dolaştırabilendir. Her ay bir hafta kanaması olduğu halde ayakta kalabilendir. Beğenileri uğruna vücudundaki tüyleri istemeyen, onlardan türlü eziyetlerle kurtulmaya çalışandır. Başarının arkasındaki gibi gözükse de esas başarı sahibidir. Zira kurgulayan, organize eden ve oynayandır. Şarap gibidir, yıllandıkça kıymetlenendir. Ama bir de bakarsınız ki 'sirke olmuş bu ya!' diye kenara bırakılandır.

Dedim ya kadın hakettiği yerde değil diye. Erkekler ile farklı dünyalardan geldiğimiz savından yola çıkarak onların dünyasında mücadele veren kadın da hali ile hakettiği yeri bulamıyor bir türlü. Günümüzde dünya genelinde kadına uygulanan şiddet, en yaygın ve fakat en az ceza gören suçlar arasında. Hala pek çok bölgede erkek çocukları kız çocuklarına tercih edilmekte. Malesef pek çok kadın fuhuşa zorlanmakta ve cinsel kölelik ile birilerine para kazandırmakta. En az üç kadından biri (ne korkunç bir rakam öyle değil mi?) dövülmekte, cinsel ilişkiye zorlanmakta ya da hayatı boyunca başka türlü suistimal edilmekte (tecavüz gibi); üstelik de ailesinden ya da tanıdığı biri tarafından...

Bunları yazıyorum zira, hayatta istediklerimizin olmasını hep karşı taraftan beklersek yaşlanıp öleceğimizi öğrendim ben. Hayatta önce biz dik durmalıyız ki kimse bizi ezip geçmesin. Fatmagül'ün Mustafa ve diğerleri karşısında durduğu gibi:) Ama bu mücadeleyi en azından hemcinslerimiz olarak omuz omuza, kol kola vermeliyiz. 'Erkektir ne yapsa yeridir', 'kadın, kır dizini otur kocanın dizinin dibine' söylemlerini en azından biz bırakmalıyız önce! Kafamızın içindeki örümcek ağları ile kaplanmış bölgeyi temizlemeli ve evdeki kadın modeli için benimsenen 'ezik', 'kocasının eline bakıyor' ya da 'kocası onu bıraksa ne olacak hali?' gibi düşüncelerden arındırmalıyız. Biz kendimizi nasıl konumlandırırsak karşı taraf da bizi er ya da geç o şekilde algılayacaktır.

Kadını erkeğinden, erkeği kadından ayırmak olmaz. Hoş benimki bugün benden çok ama çok uzakta:( ama... Ben kimi zaman 'ah bu dünyaya erkek olarak gelmek vardı!' desem de kadın olmayı, bizi biz yapan farklılıkları, kimi zaman dengesiz, kimi zaman ağlak yaşamayı seviyorum. Tüm kadınların gururla ve her an 'iyi ki kadın olarak bu dünyada yaşıyoruz!' diyecekleri günlerin ümidiyle, kadınlar gününüz kutlu olsun!

Not: Resim ilkel kadın görüntüsü veriyor: Her ne kadar istenmeyen tüyleri konusunda sorunları olsa da:) yemek pişiren, saçına başına bakan, takıp takıştıran kadın, yine kadın...

6 Mart 2012 Salı

Murphy ve Ben

Bugünlerde dilimden düşmüyor Murphy... Sanki benim yaşadıklarım için yazmış kanunlarını:( Temeli; "Eğer bir işi halletmek için birden fazla olasılık varsa ve bu olasılıklardan biri istenmeyen sonuçlar veya felaket doğuracaksa; kesinlikle bu olasılık gerçekleşecektir" düşüncesine dayanır. Bunun yanısıra aslen Finagle Kanunu olarak geçen ve daha yaygın olarak bilinen bir söz ise şöyledir: "Ters gidebilecek her şey, ters gidecektir." Bu kadar basit yani zorlamanın da anlamı yok:) Hoş Murphy'ye göre olmuyorsa zorlayın, kırılırsa değişmesi gereklidir ama neyse...

Bu ara kekler, kremalar derken delirme noktasına geldim, geliyorum. 'Ev artık bu işler için doğru mekan değil mi acaba?' sorusu ile başbaşayım günlerdir. Hatta 'bu işler bana göre değil mi?' sorusu esas sorulması ve yanıtlanması gereken soru! Zira, şu ara yaptığım herhangi bir işte terslik yaşamadığım olmadı:( Yani ilk işe başladığım zamanlarda bu kadar acemilik, bu kadar çaresizlik, bu kadar sorun yaşadığımı hatırlamıyorum. Hoş, o zamanlar yaşasaydık da başlamadan bitirirdik bu macerayı kesin!

Bu yaşadıklarım sadece işte de değil aslında. Mesela bir kalabalığın içinde birisi hasta olsa ve yanıma gelse hoooooop ben de hasta oluveriyorum. Hani bir ara 'secret' deniyordu ya olumsuz düşünme, çağırma hastalıkları falan...Bendeniz mıknatıs gibiyim demek ki bu konuda:( Bünye de zayıf değil ama neyse.

Bu kadar dilime pelesenk ettikten sonra Murphy'yi biraz araştırdım ve işte genel kanunları:
1.Bir şeyin ters gitme olasılığı varsa, ters gidecektir.
2.Bir şeyin birkaç şekilde ters gitme olasılığı varsa, hep en kötü sonuç doğuracak şekilde ters gidecektir.
3.Bir şeyin ters gidebileceği olasılıkları engelleseniz bile, anında yeni bir olasılık ortaya çıkacaktır.
4.Bir şeyin olma olasılığı, isteme olasılığı ile ters orantılıdır.
5.Er ya da geç olası en kötü koşullar zincirlemesi vuku bulacaktır.
6.Ne zaman bir şeyden vazgeçseniz, vazgeçtiğiniz o şey size geri gelir.
7.Olmuyorsa zorlayın, kırılırsa zaten değişmesi gerekirdi.
8.Ne kadar beklersen bekle istenmediği zaman gelecektir.
9.Çözülen her problem yeni problemler yaratır.

Bu arada daha önce bilmediğim ve Murphy kanunlarının tersi olarak Yhprum Kanunu'nu keşfettim. Yhprum, Murphy kelimesinin tersi aynı zamanda:)Kuram basit aslında: "Çalışabilen her şey, çalışır." Bu durumda problem ben de mi dersiniz?
 
Clicky Web Analytics