16 Aralık 2011 Cuma

Umudun Yeni Adı: 2012

Yeni yıl geliyor... Her yeni şeyde olduğu gibi yeni umutlarla... Ne tuhaf değil mi? hayat kendi istediği gibi akıp gidiyor halbuki. Ama biz bir şeyler değişsin istediğimizde hep yeni bir şeyler olsun diye bekliyoruz. Mesela, kilolardan mı kurtulacağız, hemen 'hafta başı diyete başlıyorum' diyen bir cümle kuruveriyoruz. Ya da eşyalar mı değişecek, 'ah yeni eve bir çıkalım değiştireceğim bu mobilyaları' deyiveriyoruz. Yeni bir çocukla ya da yeni bir işle hayatımızdaki her şeyin düzeleceği yanılgısına bile kapılıyoruz çok zaman. Buna rağmen umut ediyoruz, bekliyoruz yeni şeyleri, yeni yılları... Sevgi getirsin, mutluluk getirsin, sağlık getirsin dilekleri ile... Hayat umut etmek mi peki? Ya da her şeyin ayağımıza gelmesini beklemek çok hoyratça, bunu ummak çok aptalca değil mi? Demek istediğim çabalamadan, gerçekten emek sarf etmeden ummak yeterli mi? Böylesi bir kandırmaca değil mi?

Ama pek çok sorunun olduğunu, yaşandığını bilerek, kavgaların, dövüşlerin, hırsların arasında kalmışken bile umut edebiliyor insan. Bunu seçiyor hatta. Hep daha iyisi olacağını düşleyerek yaşamayı. Umut sıcaklık veriyor çünkü insana, yaşama sevinci veriyor. Bir tür saçma sapan bağ ile bağlıyor insanı hayatta kalma mücadelesine.

Peki ya umut edilenler, hayal kırıklıkları ile dönüyorsa tekrar kucağımıza... Bir sonraki umutları törpülüyor mu yoksa daha canlı mı kılıyor dersiniz? Bunu epey düşünmeme rağmen ben net bir cevap bulamadım. Mühendislik damarım bunun bir doğrusu olması gerek dese de yok. Çok parametrik bir durum: çevresel faktörler, kişisel faktörler, yer, zaman...

Her ne kadar toslaya toslaya nasır tutsa da yürekler, bir şeyleri hep umut ediyorlar işte... Hiç vazgeçmiyorlar. Ha yeni yıldan, ha yeni haftadan, ha yeni evden, ha yeni işten... Zira, öbür türlü yaşamak hiç bilmediğimiz, adına 'yaşamak' bile diyemediğimiz bir durum. Hastayken sağlıklı, şişmanken zayıf, fakirken zengin, ezilirken güçlü, küçükken büyük olmayı düşlemeyen var mı ki!

Bu sebeple umut hep var olsun. O hep bizi, bu zaman zaman anlamını yitiren, zaman zaman akışına kaptırıp gittiğimiz, zaman zaman çarkların arasından çığlıklarımızı bile duyuramadığımız hayata bağlasın. Çünkü ötesi bilinmeyen... Şimdilerde umudun yeni adı 2012 benim için. Sağlıklı, mutlu ve keyifli günler getirmesini bekliyorum, hoyratça:)

11 Aralık 2011 Pazar

Kampanyamız Var!

Pastalar ya da kurabiyeler ya da kapkekler yaptıktan sonra gelen geri bildirimler, teşekkür ve övgü cümleleri keyfimize keyif katıyor elbette. Bir sonraki ürünün heyecanını ikiye katlıyor hatta... Zira, hemen herkesin beğenisini kazanmak, özel anlarına şeker tadında dokunuşlarla katılmak bizim en büyük amacımız. Hal böyle olunca facebook sayfamızdaki takipçilerimiz ile karar verdiğimiz üzere bir kampanya başlattık: Hem lezzetlerimizi daha çok duyurabilmek, hem de bizi destekleyenlere küçük bir teşekkür olabilmesi amacıyla...

Kampanyamıza gelince; 31 Aralık 2011 tarihine kadar facebook sayfamız Kurabiyece'yi beğenenler arasında yeni yılın ilk gününde kura çekeceğiz. Talih size de gülsün isterseniz ve henüz sayfamızı beğenenlerden değilseniz hemen facebook sayfamızın üzerinde bulunan 'beğen' butonuna tıklayın. Çekilişi kazanan şanslı kişiye bir kutu süpriz kurabiye de bizim hediyemiz olsun!!!

5 Aralık 2011 Pazartesi

Öğretmenler, Garfield ve Ben...

Biliyorum gecikmiş bir yazı bu! Hayatı yine geriden yaşamaya başladım nedense.
Şişkoluktan yine koşamıyorum onun akış hızında. Hoş, bazan nedense ters yönde kürek çekiyormuşum gibi geliyor. Neyse, lafı uzatmadan gireyim konuya: Şu öğretmen milleti kesinlikle eli öpülesi kişiler:) Ben, 'bizim zamanımızda' diye başlayan cümleler kuralı beri daha da takdir ediyorum kendilerini... Neden mi? hemen anlatayım:

Geçenlerde, kızımın sınıfında Hayat Bilgisi dersinin müfredatına göre 'meslekler' konusu işlenecek diyerek velileri mesleklerini tanıtmaları için belirli günlerde okula davet ettiler. Öncelikle okurken de pek haz almadığım hayat bilgisi dersinde, hele de yüksek mühendis olduğu halde aktif çalışma hayatına havlu atmış bir anne olarak yer almak istemedim. Ancak, hangimizin vicdanı çocuğumuzun ısrarlı bakışlarına karşı taviz vermeden karşı gelebiliyor ki? Tıpış tıpış gittim anlayacağınız:)

Beş-on dakika bir anlatım, hele de çocuklara olunca pek de derine inmeye gerek yok diyerek gittim. Ama bir yanım da pastacı olduğundan olsa gerek kurabiyelerimi almayı ihmal etmedim. Kurabiyelerde de kendimi anlatan, felsefesi olan bir mesaj vardı bu arada: Garfield:) Herşey benim 'mühendisim!' dediğim noktada başlamadan son buldu. Hepsinin ya annesi, ya babası, ya amcası mühendisti. Hatta biri vardı ki; parmağını kaldırmış burnuma sokmak üzere olan, 'bizim komşumuzun oğlu mühendis' diyordu, sesini bana duyurmak için bağıra bağıra... Dağıldım tabii o karmaşada. Biz ki zamanında sınıfa öğretmen girince selamlamak üzere ayağa kalkar, sonra o bize kalk demedikçe tenefüs zili çalana kadar otururduk, bu yeni nesil neredeyse hiç oturmuyordu yerinde:( Acıdım gerçekten öğretmenlere. Sonra, toparlamak için durumu yaptığım kurabiye- pasta işinde de işletme mühendisi olmamın ne kadar faydalı olduğunu anlatmaya çalıştım. Pazarlama, promosyon ve hedef müşteri kitlesi gibi kelimeleri kullanıp getirdiğim kurabiyeleri ağızlarına dayarken:) Tabii ki sonrasında kimse toparlayamadı sınıfı ta ki çıkış ziline kadar!

Bugünlerde dediğim gibi öğretmenlerimizin emeklerine daha bir saygılıyım. Hele de manevi kazançlarını bir kenara bırakırsak maddi yanı hemen hemen hiç olmayan bu işte! Bu sebeple, geç de olsa tüm öğretmenlerin öğretmenler gününü başta, bana adım atmadan başlayarak pek çok şey öğreten annem olmak üzere kutlamak isterim. İyi ki varsınız!!!

Son olarak, meslek söyleşisinde Garfield kullanarak verdiğim mesaj umarım çocukların eğitim hayatlarını istenmedik yönde etkilemez diyerek benim hayat felsefeme yerleştirmeyi başardığım Garfield’ın altın kurallarını paylaşmak isterim:

*İnsanlar yorgun doğar dinlenmek için yaşar.
*Çalışmak yorar.
*Gündüz dinlen ki gece rahat edesin.
*Yatağını kendini sevdiğin gibi sev, içinden çıkamayacağın gibi yap.
*Yarın yapabileceğin işi bugün yapma.
*Bugünün işini yarına bırakma, erteleyebileceğin kadar ertele
*Dinlenen birini görünce otur ona yardım et.
*Oturmak mümkünse ayakta durma, yatmak mümkünse oturma.
*Tembellikten kimse ölmemiş.
*Çalışma isteği duyunca bir yere otur isteğin geçmesini bekle!
 
Clicky Web Analytics