28 Mart 2011 Pazartesi

Veeeee Kurabiyece...

Yupppiiii... Artık kurabiyece birseyler yapma vakti:)
Blogger'in sürekli kapatılması, benim eviscisini kurabiye sepeti gibi kullanmak istememem yeni yepyeni birseyler yapmaya itti bizleri. Aslına bakarsaniz çok da yeni değil bu konu. Aylardır hazırlıkları sürüyor, konuşuluyor, tartışılıyor, kararlar alınıyor, uygulama için sabırlar zorlanıyor, sinirler geriliyor vs.

Kuzen destegi, kociş yardımı derken önce broşürler ve kartvizitler basıldı, sonra da web sitesi tamamlandı. Uzun zamandir sinyallerini verdigim yeni ismimizle: KURABİYECE... Heyecan dorukta yani... Elbette, daha gidilecek çok yol, yenilecek fırın fırın ekmek var... Ama biryerlerden başlamak lazım, değil mi?

Sonuç: Geçtiğimiz salı gunünden beri www.kurabiyece.com hizmete girdi. Vatana, millete, bizlere ve tadanlara, tatmak isteyenlere hayırlı olsun:) Bunun için evde bağıra çığıra söylüyorum şarkımı :

Oldu sonunda oldu bim bam bom:) 
Hayallerim gerçek oldu bim bam bom
Duyduk duymadık demesin hiç kimse 
İşte ilan ediyorum herkese 

Oh oh oh çok şükür dostlar 
Benimde artık bir broşürüm var 
Hırsından çatlasın düşmanlar 
Şimdi benimde bir broşürüm var 

Kim demiş kimse ona bakmaz diye 
Kimse ondan satış yapmaz diye 
Evden bu iş olmaz diye 
Çatlasın patlasın dönsün deliye 

Ha ha ha dinleyin dostlar 
Benimde artık bir sitem var 
Hırsından çatlasın düşmanlar 
Şimdi benimde bir sitem var 

Bim bam bom çok şükür dostlar 
Benimde artık bir broşürüm var 
Bim bam bom çatlasın düşmanlar 
Artık benimde bir sitem var 

18 Mart 2011 Cuma

Şirinler Köyünde

Günlerdir yazmıyorum. Bilgisayarım yok:( Blogumu 'mahkeme kararı ile kapatıldı' damgası ile görmeye de yüreğim dayanmıyor:( Dolayısı ile küskünüm biraz...

Ama bu ayrı kaldığım dönemde kendimi de çocukluk günlerime götüren şirinler köyüne kaptırdım. Hep eleştirdiğim şu meşhur tarla oyunlarını oynayanlardan bir farkım kalmadı. 'Aman Tanrım! Fasulyeleri toplamam lazım' ya da 'bu patatesler neden daha çabuk yetişmiyor' diyerek geçiyor günler, saatler. Hep bir sonraki seviyede olacakların, yapılacakların planları ile...

Şirinler köyü, Şirine'siz olmaz dedik ve 'smufberi'lerimizle hemen aldık köyün en ve tek şirin hatununu... Hatta şirin çileklerimiz yetmediği için sevgili kralımız da oyunumuza destek sağladı ve bir kova çilek aldı bize gerçek paralar vererek:) İşte bu denli kaptırdık kızımla kendimizi. Ancak, geçen gece kızım rüyasında Gargameli gördüğünü söyleyince bu işe nokta koymamız gerektiğini anladım:) Hani ev yapalım, tarla satınalalım, şirin baba iksirlerini yapsın, marangoz şirin tamir etsin, pastacı şirin en güzel kekleri pişirsin, madenden altın bulalım derken geçiyor zaman. Hem de hiç anlamadan. Bir yanım yeter diyor ama bir diğeri bir sonraki levelda şuraya da köprü kurup, şirinenin bahçesine de çiçek mi eksem acaba diye imar planını düşünmeye dalıyor.

Çocukken de çok severdim, hala seviyorum anlaşılan. Şirinler köyündeyim artık. Hatta ister istemez lahanaları toplamaya gideceğim birkaç dakika sonra:)
Uzun lafın kısası 'hadi şirinleyelim!'

8 Mart 2011 Salı

Bugün Benim Günüm:)

Dünya Kadınlar günü bugün... Ben de bir kadın olduğuma göre benim günüm. Hoş bizim krala göre her gün benim ya neyse:)

Wikipedia'da işin tarihçesi şöyle anlatılıyor:
8 Mart 1857'de ABD'nin New York kentinde 40.000 dokuma işçisi daha iyi çalışma koşulları stemiyle bir tekstil fabrikasında greve başladı. Ancak polisin işçilere saldırması ve işçilerin fabrikaya kilitlenmesi, arkasından da çıkan yangında işçilerin fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamaması sonucunda çoğu kadın 129 işçi can verdi. İşçilerin cenaze törenine 100 bini aşkın kişi katıldı.

26 - 27 Ağustos 1910 tarihinde Danimarka'nın Kopenhag kentinde 2. Enternasyonale bağlı kadınlar toplantısında (Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı) Almanya Sosyal Demokrat Partisi önderlerinden Clara Zetkin, 8 Mart 1857 tarihindeki tekstil fabrikası yangınında ölen kadın işçiler anısına 8 Mart'ın "Internationaler Frauentag" (International Women's Day - Dünya Kadınlar Günü) olarak anılması önerisini getirdi ve öneri oybirliğiyle kabul edildi.

İlk yıllarda belli bir tarih saptanmamıştı ve değişen tarihlerde fakat her zaman ilkbaharda anılıyordu. Tarihin 8 Mart olarak saptanışı 1921'de Moskova'da gerçekleştirilen 3. Uluslararası Kadınlar Konferansı'nda gerçekleşti. Birinci ve İkinci Dünya Savaşı yılları arasında bazı ülkelerde anılması yasaklanan Dünya Kadınlar Günü, 1960'lı yılların sonunda Amerika Birleşik Devletleri'nde de anmaya başlanmasıyla daha güçlü bir şekilde gündeme geldi. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 16 Aralık 1977 tarihinde 8 Mart'ın "Dünya Kadınlar Günü" olarak anılmasını kabul etti.'

Yıllar yılı şirkette aldığımız kırmızı karanfiller bugün yok elimde... Her ne kadar devletim beni çalışan-emekçi sınıfına koymasa da bir ev emekçisi olarak 'tüm kadınların bu özel gününü kutlu olsun!' demek istiyorum, kırmızı kalpli kurabiyelerimle...

7 Mart 2011 Pazartesi

Rektör Olacak Bir Dosta

Korkarım yıllar yıllar önceydi: Üniversitenin vakıf yurdunda, o küçücük odamızda ben yayılmış yatar, diğerleri de muhtemellen çizim yaparken karşı odadan bir arkadaş içeri girdi.Tam olarak hatırlamıyorum ama gidişata sinirlenmiş olacak, 'bir gün buraya rektör olacağım!' dedi:) O günden sonra bu söylem bizlere epey eğlence oldu. Ancak, bir lafı kırk kere söylersen olur mu demeli, yoksa azmin zaferi mi bilinmez, arkadaşım akademik biri oldu çıktı. 'Oku oku nereye kadar?' diye zaman zaman takılsam da kendisine, kararlılığı ile gün gelecek hakikaten rektör de olacak galiba diye düşünüyorum artık :) Zira, hatun, akademik basamakları birer birer çıkmaya başladı bile.

Bu kurabiyeler de onun yazısının gelmesi şerefine... Hani insanlar mutlu bir olayla karşılaşınca ya da güzel bir haber alınca çevresindekilere çikolata, pasta vs alırlar ya bizimki de kurabiyeler vermek istedi. Aylardır konuşulan, bir grup büyük akademisyenin onayındaki bu konu sonuçlanır sonuçlanmaz fırına attık tepsiyi diyebilirim. Gerçi günler önceden seçmişti pembe-kahverengi çiçekli kurabiyelerini... Bana da zevkle, gururla süslemek düştü işte.

Ancak, evdeki elektronik aletlerimin (koşu bandı, bilgisayar..) beni birer birer terk etmesinden dolayı vaktinde yazamadım yazıyı:( Zaten yenisi alınana kadar, evde de kral varken bana bilgisayar yüzü yok artık:( Kurabiyelerim ve ben öylece sıramızı bekleyeceğiz korkarım:(

Bu arada prof. olacağın, rektörlük yapacağın günleri de görürüz inşallah diyorum canım arkadaşım!!! Hatta, bizim çocukların zamanına denk getir ki zavallıcıklar keyifle okusunlar:)

5 Mart 2011 Cumartesi

Doğumgünlerinin Vazgeçilmez Konuğuna,

İlk defa bir Bakugan pastası yapıyordum.
Aslına bakarsanız çok endişeli idim. Zira, insanın kızı olunca prensesler, şatolar, balerinler, winxler vs konusunda epey fikri oluyor ama BenTen, Bakugan vs'yi sadece kulak dolgunluğu olarak biliyor. Tercih meselesi de olabilir tabii ama takip etmesi de zor bu oyuncak ve tüketim dünyasını:(

Sonuçta, çok sevdiğim arkadaşım bana oğlunun doğumgünü için Bakugan pasta istediğini söylediğinde 'eyvah Bakugan da kim?' diye geçirmedim desem yalan olmaz. Ancak, isteyenin yeri bambaşka bizim hayatımızda. Öyle ki bilmesem de öğrenmem hatta hatim etmem gerek diye düşündüm:) Sonra derin araştırmalar sonucu öğrendim ki kendisi kırmızılı top fırlatan bir çocukmuş:) Şaka bir yana bir sürü oyun, hikaye ve fantastik bir dünya barındırıyor arkasında. Bu noktada da bir kez daha görüyorum ki bizim kızlar prenses olacağız, beyaz atlı bir prens gelip bizi atına atacak diye beklerken erkekler başka dünyalarda ateş topları ile savaş peşinde, prenseslerden çok uzakta, araba yarışları ile büyüyor ve büyütülüyorlar maalesef. Yani bizlerin 'aman ne farklıyız!' dediğimiz erkekler ile düşünce ve hayal farklılıklarımız daha çocukluk döneminde bile şekillenmiş durumda aslında:(

Ama yine de çok keyif aldım ben Bakugan pastadan ve baskılı Bakugan kurabiyelerinden. Ayrıca doğumgününe gelen annelere ikram edilmek üzere, üzerinde 'İyi ki Doğdun Ata Giray' 'Nice Mutlu Yaşlara' ' Ata 8 yaşında' ve '05.03.2011' yazan çikolatalı kapkekleri hazırladık. Dolayısı ile buradan yazabileceğim tüm iyi dilekleri kapkeklerin üzerine yazmış oldum:) Ama yineleyecek olursam rengarenk, şeker gibi tatlı upuzun bir ömür diliyorum doğumgünü çocuğuna! Kızımın doğumgünlerinin baş misafiri, arkadaşlığınız bir ömür böyle neşe içinde sürsün!

3 Mart 2011 Perşembe

Çikolata Topları-2

Başlıkta 2 yazıyor, çünkü aylar aylar önce diyet falan dinlemeden yapmışım çikolata toplarını. Ve en kısa sürede yine yapacağım diye yazmışım. Bugüne kadar yapmadım mı? Elbette yaptım ama fotoğraflamayamadan tükettik hepsini. Resimdekileri ise kızımın doğumgünü için hazırladım ve kalanlardan fotoğraf çekmeyi başardım.

Ayrıca, bu kez sevgili kocişimin önerileri doğrultusunda çikolata sosunu erittiğim kuvertür çikolata ile de karıştırdım. Tarif mi ? Artmış kekleri atmaya kıyamıyorsanız hemen rondodan geçirin ve hazırladığınız çikolata sosa bulayın. Elinizle yuvarlayabileceğiniz kıvama gelince minik toplar yapın. Ben bu sefer fındığı tercih ettim, hem içinde hem de dış süslemesinde. Ama daha önce de dediğim gibi çekilmiş cevize ya da hindistan cevizine ya da hazır şekerlemelere de bulayabilirsiniz. Afiyet olsun.

2 Mart 2011 Çarşamba

Havuçlu Toplar

Kızımın doğumgününde bir delilik yapıp nedense menüde bir sürü top şeklinde tatlı ve tuzluya yer vermiştim. Kimbilir belki çocukların hoşuna gider de doğumgününde pasta dışında birşeyler de yerler diye düşünmüştüm. Ancak, yine de delilik diyorum zira, 400'ün üzerinde ceviz büyüklüğünde yuvarlandı, çikolatalar, havuçlar, patatesler..vs.
Sonuçta beğenileri duyunca iyi ki de yapmışız dedim tabii:) Tarif konusundaki baskılara cevap vermek için havuçlu olanlardan başlayarak aktarayım dedim:

Malzemeler:
5 adet orta boy havuç
1 su bardağı şeker
1 su bardağı su
1 paket petibör bisküvi
1 su bardağı ceviz
1 su bardağı hindistan cevizi

Hazırlanışı:

Havuçlar kazındıktan sonra rendelenir. Sonra şeker ve su ile suyunu çekene kadar pişirilir. Bu arada bisküviler ezilip un haline getirilir. Pişip soğuyan havuçlar bisküvi ve ceviz kırıkları ile karıştırılıp bir hamur elde edilir. Hamurdan ceviz büyüklüğünde parçalar kopartılıp, yuvarlandıktan sonra hindistan cevizine bulanır.
Afiyet olsun!

1 Mart 2011 Salı

Nehrin Dingin Suları

Son birkaç gündür kaçamak yazılarım var. Kekti, kurabiyeydi, gösteriydi vs. Ama beynimde neler neler dönüyor bilseniz. Bilemediğiniz için paylaşayım, daha fazla vakit kaybetmeden:)

Evimin yeni müdavimlerinden bir arkadaşım bir yazımın altına yorumunu bırakırken 'işi gücü bırakıp istediklerinizin peşinden gitmek de çok cesurca' diye bir cümle kurmuş. Günlerdir düşünüyorum bunun üzerine işte. (Evet, işsizlik başa bela! Bir cümleye takılıp günlerce düşünebiliyor insan boş kalınca. Ya da sadece kadın olmak yeterli bu tür şeylere takılabilmek için:)) Sorup duruyorum kendime: Ben gerçekten cesur biri miyim diye? Yok, bundan eminim: kesinlikle cesur biri değilim. İşi gücü bırakmak, biraz nefes almak, yaşıyoruz dediğimiz o kandırmacaya bir an olsun 'dur!' demek istedim. Çocuğumla, evimle, kendimle olmak istedim. Bizleri gün be gün öğüten çarklardan kurtulmak, gerçekten yaşıyorum demek istedim. Ama bu cesaret örneği midir? tartışılır. Zira, hayat beni biraz da bu yola itti gibi geliyor bana. Yani iş hayatımdaki sömürü ya da sevgili kocişimin desteği olmasa ben yine de bu yola girer miydim? Hiiiç bilmiyorum...

Hoş bu arada çalıştığım dönemde mutfakta olmayı istediğimi hiç hatırlamıyorum. O dönemlerde, yani çarkların arasında sıkışıp kaldığım, dışarıda olmayı hayal ettiğim dönemlerde bir çiçekçi açmak isterdim ben. Binlerce mis kokulunun arasında, rengarenk bir ortamda olmayı hayal ederdim. Ama evdeki saksılardakileri bile zaman zaman soldurduğum için sermayeden olmamak adına hiç yeltenmedim çiçekçiliğe. Kimbilir işi bırakıp çiçekçi olsaydım belki bende deli cesareti var derdim:) Dolayısı ile hayallerimin peşinden gittiğim de söylenemez:(

Sanki hırçın bir nehirdeydim. Büyük bir akıntı beni sürükleyip duruyordu. Suda olmaktan keyif alıyordum, çünkü tüm sevdiklerim oradaydı. Ya da ben öyle düşünüyordum. Ama akıntı beni çok yormuştu. Kurtulmak, durup dinlenebilmek istiyordum, nasıl yapacağımı bilmeden ama... Derken nehrin kenarında bir dal gördüm, tutundum ve kendimi nehrin daha dingin akan koluna doğru savurdum. Nehir burada da akıyor, ama hırçın değil, sakin. Ve ben o kola doğru geçiş yapabildiğim için sadece şanşlıyım.

Hayatımda yeni yeni şekillenen pasta-kurabiye yapımı işi bir hobi benim için. Yıllar sonra keşfettiğim, ruhumu dinlendirdiğim, yaptıkça keyif aldığım bir hobi hem de. Şimdilerde çevremdeki dostlar 'ya sonra?' diyorlar. İnanın ben de bilmiyorum. Bir yanım 'bırak böyle kalsın, dingin sularda kal!' diyor, bir diğeri 'hadi biraz cesaret!' diye beni yüreklendirmeye çalışıyor. Her daim temkinli ben bu sefer nehrin dingin sularındayım ve huzurluyum. Ama bu açıdan bakıldığında korkarım cesur değilim...
 
Clicky Web Analytics