29 Ocak 2011 Cumartesi

Bu da son:)

Evet, gerçekten bu da son:) Ocak ayının son pasta ve kurabiyeleri, son yazısı vs. Zira, yarın sabahın kör saatinde trene binip o çok sevdiğimiz yoldan Eskişehir'e doğru yol alıyor olacağız.

Pasta arkadaşımın 1 yaşına basacak kızı için. Aslına bakarsanız sorduğum sorulardan bezmiş olacak bana bıraktı seçimi. Şekli bir olsun, pembe olsun, bebek olsun gibi bir takım konularda gönlünü yaptığımı umuyorum yine de:) 15 kişilik demişti ama bizim elimizin ayarı yok bu günlerde... Aman kimse pastasız kalmasın düşüncesi ile kocaman bir 'bir pastası' yaptık:)

Kurabiyeler de aynı doğumgünü için. Malum bir yaşındaki çocuklar hayvanları tanıyor ve korkusuzca seviyorlar. Bundan yola çıkarak tavşan, civciv, arı, domuz ve uğurböceği kurabiyeler ile masayı renklendirelim dedik. Bu arada, daha en az 10 çeşit hayvanı yapasım vardı kurabiyeler bittiğinde:( Bakalım minik hanım hangisini seçecek:)

Şimdi tatil zamanı!!! Kızım karnesini aldı. Mutluyuz, gururluyuz... Hastayız ama olsun. Bu bizi yolumuzdan edemiyecek! Kararlıyız, gidiyoruz. Dolayısı ile en az bir hafta ortalarda gözükmeyeceğiz. En azından kurabiye ve pastalarla:)

27 Ocak 2011 Perşembe

Hasta hasta...

Bugün perşembe... Okullar yarın kapanıyor ve ne zamandır hayal ettiğimiz tatil günleri başlıyor. Ancak, ben yine hastayım. Tabiri caiz ise dökülüyorum hem de! Bu sefer hastalık geliyorum bile demedi, pat diye geldi, direk 'geldim, yerleştim' deyiverdi:(
Ee, hayat bu diyorum ya kaç gündür... Murphy kanunları işlemese olmuyor! Neyse ben razıyım hasta olmaya, yatmaya vs. Ne de olsa anneme gidiyorum. Nazımı çeker, beni bir çırpıda iyi eder. Evdeki ahaliye birşey olmasın da!!!

Aslına bakarsanız bugünü 'hastalığın keyfini çıkarma günü' ilan ettim kendime. Hasta olmanın keyfimi olur demeyin; olur hem de naz edilecek birini bulursanız daha keyifli olur:) Hoş şu anda benim yanımda 'o naz edilecek şahsı muhterem' yok ama olsun... Evin acil ve önemli ama beni yormayacak işlerini tamamladıktan sonra, yatış pozisyonumu tekrar aldım:) Tekrar diyorum, çünkü aylardır ilk kez ev ahalisini servislerine uğurladıktan sonra uyudum. Dizimde laptopım, yanımda ıhlamurum iyileşmeye çalışıyorum işte:) Gözüm arada gökyüzünün maviliğine ve bembeyaz bulutlara takılıyor, içim ısınıyor bu güzel kış gününde. Dışarıda olmak var şimdi diye geçiriyorum içimden. Sonra dolaşmışçasına yorgunluk çöküyor üzerime ve biraz daha dinlenmem lazım diyerek geriniyorum yatakta:) İş hayatından ayrı olmanın lüksü de denebilir bu yaşadıklarıma ya da tembellik diz boyu!!!

Kim ne derse desin, insan tercihleri ile yaşıyor hayatı. Çarkların içine takılı kalmak, hayatında küçük mutluluklar yaratmak, yaşadığına inanmak ya da kendini kandırıyor olmak hep kendi elinde. Böylesi bir keyif günü yaratmak da:)

26 Ocak 2011 Çarşamba

Seviyor Sevmiyor...

Bir şeyi çok isteyip de yapamadığınız oldu mu? Ya da çok özendiğiniz birşeyi yüzünüze gözünüze bulaştırdığınız? Planlarınızın tümden suya düştüğü, sonrasında hiç ummadığınız durumlarla yüzleştiğiniz, beklentilerinizin hayal kırıklıkları ile eşleştiği, 'niye ben?' diye sorgulamalara başladığınız anlar? Murphy kanunu derler ya öyle işte...

İşte benim yaşadıklarımın kısa bir özeti... Aylar öncesinden siparişini aldığım bu pasta için neler hayal etmiştim, neler planlamıştım, ne kadar da özenmiştim. Sonuçta bir anne pastası yapmak beni hep heyecanlandırmıştır zaten. Tabiri caiz ise elimi ayağıma doladı bu durum da:( Kekle başlayan skandal, kremanın bir türlü istenen kıvama gelmemesi ile saçlarımı diken diken etmeye yetti. Ağlamak istedim mi? Evet:) Sıkıntıdan papatyalardan seviyor, sevmiyor yapıp birkaç tanesini mideme indirdim mi? Ona da Evet:)

Sonuçta yıkılmadan ayakta duran papatyalı pasta çıktı ortaya. Hayalini kurduğum bu muydu? Maalesef Hayır:( Ama görüntüyü sevdim mi? Evet:) Umarım Mrs.Elizabeth de beğenir, hem tadını hem görüntüsünü:)

25 Ocak 2011 Salı

The Little Man!

Hayat...Bir gün verdiğim karar ertesi güne gelindiğinde geçerliliğini yitiriyor maalesef. Her defasında bu son diyorum. Yerken, içerken, buraya yazarken... Bundan sonraki kurabiye resimlerini buraya koymayacağım diyorum.Ama elimde olmayan sebeplerle buradan devam ediyorum. Halbuki ne çok istiyorum buradan duyurmayı içimdeki heyecanları...

Çalıştığım dönemde yanımda stajını yapan, sonrasında projede gösterdiği azim ve kararlı tutumu sebebi ile işi kapan bir arkadaşımın da dokuz aydır içi içine sığmıyor. Hayatındaki yeni heyecanını msn'inde 'my little hero' diye duyurmuştu bizlere... Daha çok var derken dün doğmuş 'the little man!' Tam zamanında yapıp vermişim ben de kurabiyelerini. Bambaşka bir sıfatla çıktım karşılarına ama vesile ile görmüş oldum eski dostları...

Bunlar gerçekten son diyemiyorum. Zira, ay bitmeden yapacaklarım, buradan paylaşacaklarım var çok çok:) Zaten bu ara pasta kurabiye yapmaktan başka da pek bir şey yapmıyorum ki!!! ( bu replik kızımın okuma bayramında oynayacakları tiyatro oyununda da 'zaten pasta yemekten başka ne yapıyorum ki!' diye geçiyor) Şaka bir yana anlatılacak, aktarılacak pek çok şey var hayatta. Ama yumurta kır, un ele, şekeri çırp, fırını yak derken kendi adıma keyifle geçiyor günler. Dün doğan 'the little hero' da gün gelecek yakışıklı bir beyfendi olacak. Umarım her anından keyif aldığı bir hayatı olur.

Not: Dün bir arkadaşımın dediği gibi hayat aslında başı, ortası, sonu bir tane. Önce çalışayım sonra keyfini sürerim demek ne manasız. Zira, kimin anlaşması var: çalıştıktan sonra yaşamaya vakti kalacağı ile ilgili. Çalışırken yaşamamak, yaşayamamak neden?

20 Ocak 2011 Perşembe

Kırmızı Kurabiyeler

Bugün yazı yazmak gelmiyor içimden. Aslına bakarsanız herhangi bir iş yapmak da... Spor yapayım dedim, eski günlerdeki gibi. Ama yürüme bandım emekliliğini istedi benden. Hem de dumanlar çıkara çıkara ayrıldı aramızdan:( Zaten migren de vurdu soldan soldan:(
Öyle yatıyorum hiç bir şey yapmadan. Bilgisayar açık tabii... Onsuz olmuyor, öte yandan o olunca da hiç bir iş olmuyor:) Kumam ne de olsa, seviyorum onu:)

Yazı yok bugün dedim ama epey de geveledim. Ama fotoğraf var:) Kırmızı kırmızı kurabiyelerin fotoğrafları hem de. Malum gün yakın. Sevgiyi bir güne sığdırmamalı her daim söylemeli diye ahkam kestim ya bunlar da onun üstüne çeşitlemeler olsun dedim:) Sevgilinize değişik bir hediye sunmak ya da sevginizi farklı ifade edebilmek için aklınızda bulunsun istedim. Kurabiyece birşeyler işte...

19 Ocak 2011 Çarşamba

Sevgi Üzerine...

Birine 'seni seviyorum' demek ne hoş şey... Tüm kalbinle söyleyebilmek... Ben şanslıyım sanırım, bunu becerebiliyorum. İçimden geldiği anda sarılıp 'seni çok seviyorum' diyebiliyorum. Ya siz? Nispet yapar gibi oldu korkarım:) Ama demeli, diyebilmeli insan sevdiğini, herkes bilmeli sevildiğini... Sevgi ile beslenmeli bedenler, kin, nefret yerine... Ve sevgileri yarınlara bırakmamalı, lüzümsuz işler yüzünden, hiç kimse:)

Bugünün bir önemi yok... İçimden geldi: Sevdiğime 'Seni Seviyorum!' dedim kurabiyece:) Bu yazı da böyle oldu işte:)

17 Ocak 2011 Pazartesi

Alışveriş Zamanı:)

Bu pasta, alışverişi çok sevdiği söylenen arkadaşımın 'gönlümcesi'nin doğumgünü için. Ama bana kalırsa kim sevmez alış veriş yapmasını? Hele de kadınsan:) Annemin bir lafı vardır mesela : 'paradan haber ver' diye... Kendisi pazara gidip kilo kilo elma, mandalin almaktan bile keyif alır zaten:) Kime, ne veya kaça alındığı önemli değil, önemli olan eve alışveriş torbaları ile girebilmek, poşet poşet, çanta çanta taşımak onları:)

Ben pintiyimdir bu bakımdan. İçimdeki alış veriş canavarı genelde uykudadır:) Zaman zaman sevgili eşimi bile çıldırtan bu durum yüzünden kırk kere düşünür, on yere bakar öyle alabilirim alacaklarımı. Pek çokları tarafından yadırganıyorum ama ne yapayım huyum kurusun işte! Ama yine de bu benim de kadın olduğum gerçeğini değiştirmiyor ve almasam da mağaza mağaza gezmekten keyif almadığım anlamına gelmiyor. Maksat gezelim görelim, fikrimiz olsun vs... Hatta bir alan olursa poşetlerle eve dönelim:)

14 Ocak 2011 Cuma

Ah Şu Doğumgünleri...

Daha bir aydan fazla var farkındayım ama elimde değil kasıldım bir kere... Bu ara üst üste gittiğimiz doğum günü partileri de eklenince stresim bir kat daha arttı. Neden mi dert ediyorum kendime? Cevap basit: ne gelenler ne ben, kimse (kızım hariç) geçen senedeki gibi ev partisi istemiyor, bir miktar kalabalık olunduğu için. Kızım da henüz kapasite problemi çözmeyi bilmediğinden olsa gerek:) evde daha guzel olacagını iddia ediyor. Ama yüksek mühendisim ya matematik ortada...

Ancak, mekan bulmak, arzu ettiğim şekilde bir parti yapmak da o kadar kolay olmuyor maalesef. Tüm sevenlerimiz ve sevdiklerimizle kalabalık bir parti istediğimiz için büyük bir yer arıyoruz. Bu arada evden çok uzaklaşmadan bir şeyler yapalım istiyoruz ki ulaşım problem olmasın. Hoş böyle bir yer bulamadım ama bulduklarım arasında fiyat sormaya başlayınca öyle rakamlar duyuyorum ki içimden 'eee damadı bulsaydık nişanı da aradan çıkarmış olurduk' diye geçiriyorum. Çocuk dünyası korkunç bir sektör, sömürüye açık bir pazar bana kalırsa. Ne iş olsa, ne kadara olursa olsun bir alıcı buluyor mutlaka. Yani iki saat için istenen rakamlar bir asgari ücretin çok çok üstünde. İşin içine animator, pasta, ikram vs de dahil olursa rakam katlanarak artıyor maalesef. Bunun için de kendi adıma ekonomik paket arayışı sürüyor umutla:)

Gönül diyor ki, bu çok özel bir gün, bir çocuğun var, parayı mezara mı götüreceksin..vs. Aklım hemen atılıyor: saçmalama diye... Değer mi iki saate? Hem çocuk bunlar, henüz maddi kaygıları olmadığı gibi maddiyatta da gözleri yok. Hemen her şekilde mutlu olacaklar yeterki sevdikleri ile olsunlar... Tabi evin kapasite sorununa da aklımın verebileceği olumlu bir yanıt yok maalesef. Zira, bölelim, çıkaralımla olmuyor. Bütün herkesi görmek, ağırlamak istiyoruz bu mutlu günümüzde:) Zaten kapasite sorusunu çözsek bu sefer de başka sorular olacak: süsleme, pasta, ikram vs..ne olacak diye...Her zaman dediğim gibi işsizlik başa bela, hep dert edecek birşeyler buluyor insan böyle, hele de kadınsan:)

Bu iç savaş sürüyor şimdilik. Vicdanı tavan yapmış bir annenin iç savaşı... Henüz galip gelen yok... Ayrıca, bir aydan cok zaman var korkarım sonucu görmek için. Kısmet...

11 Ocak 2011 Salı

Tık tık tık tık...

Hopisu ile mimocan demiştim geçen gün, zamane seviyor diye... Ve yazının üstüne bir video seyrettim facebook'ta bir arkadaşımın paylaştığı. Bizim çocukluğumuzda hayranlıkla izlediğimiz şovlar da bu yöndeydi işte demek için buradan da yayınlamak istedim. Hem videodaki metronomu görünce başka video arayışım olmadı, direk aldım:)

O

Bilmeyenlere hemen anlatayım: Bizim prensese geçen sene gitar almıştık. Davul istemişti ama 'önce gitar çalmayı öğrenmelisin!' diyerek kandırdık zavallıcığı. Ve o gün bugündür kral babası ülke sorunlarından zaman buldukça yani ayda bir veya iki kere ders vermeye çalışıyor kızına. İlk aşamada hevesle başlanan dersler, zamanla disiplin sorunu yüzünden tamamlanamadan bitiriliyor ve bir sonraki aya erteleniyor. Disiplin de metronom tabii:)

Müzik ve özellikle gitar konusunda bilgisine sonsuz güvendiğim eşim, metronom ile çalışılırsa ritm duygusunun geliştirilebileceğini, ileriki yaşlarında da iyi çalabilmesi için bunun şart olduğunu söyleyince itiraz edemiyoruz tabii ki... Hem adam kral yani:) Hali ile prenses hazretleri de yaşı henüz altı olduğundan maalesef hiç ama hiç yanaşmıyor bu tık tık, tık tık, tık tık sesine. Sonrası ortada işte:(

9 Ocak 2011 Pazar

Jimnastik, Ben ve Pasta

Bazan kendime insanların bana güvendiği kadar bile güvenmediğimi farkediyorum. Korkutucu! Halbuki bana göre, insan önce kendine güvenmeli ki çevresine güven aşılayabilsin. Şimdi nereden geldik bu konuya derseniz, bu bizim pasta işinde gelen taleplerden yola çıkarak vardığım yargı. Çevremde bana güvenip siparişi verenlere de teşekkür etmeden, cesur kararları için onları takdir etmeden geçemeyeceğim.

İlk bakışta, kendi kendime kaldığımda kurduğum cümle 'Ben kiiiim?? sporcu olmak, jimnastikçi kız pastası yapmak kim?' oldu sevgili arkadaşım, kızı için köprü kuran bir jimnastikçi kız figürü olan pasta istediğinde. Hayatı boyunca spor alışkanlığı edinmediği her halinden belli olan benim bir de köprü kuran kız yapmamı nasıl bekliyorlardı diye şaşkınlık içinde birkaç gün geçirdim. Ancak, işin içine krema, çikolata, un, şeker vs girince konu bana biraz daha yakın gözüktü: En azından aramızdaki uçurum gitti, mesafeler kısaldı:) Sonuç da resimdeki gibi işte...

Doğumgünü çocuğu bir süredir belli ki zevkle uğraşıyor jimnastikle. Pasta ise süpriz ona... Çocukken bir şekilde becerebilsem de köprü kurmasını şimdi ancak yapanların resimlerine bakıyorum işte. Değişik bir pasta oldu ama benim için. Beni bilmediğim konularda araştırma yapmak zorunda bıraktı:) Eğlenceliydi bu yüzden de... Umarım Ada'nın da yeni yaşı eğlenceyi, mutluluğu ve başarıyı beraberinde getirir ona. İyi ki doğdun minik jimnastikçi!

6 Ocak 2011 Perşembe

Hopisu ile Mimocan

Hopisu, Hopisu, Hopisu, Mimocan, Mimocan, Mimocan... Hopisu ile Mimocan:)
Biri su aygırı, biri kuzu iki kukla bunlar TRT çocuk kanalında yayınlanan. Okul öncesi çocuğu olanlar bilir, pek de sevilen karakterler... Bendeniz kızım ilkokula gitmesine rağmen biliyorum maalesef:( Televizyonun açık kaldığı saatlerde karşımıza çıktılar mı hiç kaçır-a-mıyoruz:) Çok mutlu iki tipleme aslında bunlar ve bir süre sonra hipnotize olmuşasına kendinizi şarkılarını söylerken bulabiliyorsunuz. Hopisu hopisu hopisu mimocan mimocan mimocan diye... Ve bazan (ki bu 3 dakika içinde oluyor zaten) bu müzik o kadar beyninizi törpülüyor, içinize işliyor ki, en mutlu anlarınızda ağzınızdan dökülüveriyor:)

Bir dönem savaş içerikli, vurdulu kırdılı tabir edilen çizgi filmlerin çocuklara dayatılmaması, seyretmek zorunda bırakılmamalarını desteklemiştim. Şimdi de çok taraftar olduğum söylenemez. Ancak, gelin görün ki bu ara hemen hemen tüm çocukların bayıldığı, çocukları ekrandan adeta kazımanızı gerektiren birtakım çizgi filmler, kukla şovları var ki ben onlara da tüm bedenimle karşıyım. Konuya hopisu ile mimocan diyerek girdim ama bu sözlerin tamamı onlara değil. Benim asıl tüylerimi diken diken yapan çizgi film; hani kel kafası, kedisi ve kız kardeşi olan, herşeyi doğru yapan, tüm aile devamlı gülümseyen, herhangi bir hatayı kızmadan ve sinirleri aldırmış şekilde karşılayan, büyük bahçeli bir evde oturdukları halde anne-babanın herhangi bir işte çalışmadığı ve devamlı evde çocuklara baktığı,anne alışverişteyken babanın evde gelecek misafirlere kek yaptığı, hep mutlu olan ailenin çizgi filmi... Kimbilir kıskançlığımdandır belki bu tepki? Çizgi film bile olsa gösterilen hayatın gerçek dışı olmasına, çocukların ailelerinde göremeyecekleri şeyleri hayranlıkla izlemelerine, izletilmelerine karşıyım işte!

Diyeceksiniz ki 'hiç mi gerçek dışı çizgi film izletmiyorsun?' Aksine peri kızlarının serisini kurduk evde. Ama izleyen, onların, oradaki hayatın gerçek olmadıklarını çocuk bile olsa algılıyor. Bu nedenle de en ama en favori çizgi filmim Cedric'tir. Nerede olsa izlerim 8 yaşındaki minik afacanın aşk hikayesini:)

Konu neydi, nereye geldi yine... Benim içim kıpır kıpır diyecektim bugün. Öyle ki ağzımdan dökülüveriyor şarkının sözleri: 'hopisu hopisu hopisu' diye...

2 Ocak 2011 Pazar

Onun Arabası Mavi...

İşte yılın ilk pastası!!! İlk araba denemem hatta:) Biliyorum şimşek Mcqueen değil kendisi. Hatta bir yarış arabası bile olduğu söylemek pek mümkün değil:) Ancak, kabul etmek gerek ki bizden istenen de sadece mavi renkli 10 kişilik bir araba pastası idi. Dinoco'nun mavi arabasını mı, şimşek mcqueen'in mavi renklisini mi yoksa mavi bir volkswagen mi yapsak diye içimizden geçirirken plakasında 34 ALI 04 yazan bu araba çıktı ortaya...

Aslına bakarsanız, amaç mavi bir araba pasta olduğundan memnunum çıkan sonuçtan:) Zaten benim gibi ehliyeti olmadığı gibi henüz girişimi de bulunmayan, araba marka ve modelleri konusunda fikir sahibi bile olmayan bir hatunun araba pastası yapması da bir mucize değil mi? Yaptıkça şekillendirdiğimiz arabamıza baktıkça ısındık. Hatta hasta olan ben kendi kendime bir söz bile verdim: 'bu yıl ehliyet işini halledip kendi arabamın şoför koltuğuna oturacağım' diye... (Bir süre sonra oturmazsam, bu lafı ettiğimde çok ama çok hastaydım diyeceğim.) Ama araba mavi olmasa da olur. Hele kırmızı bir Golf asla:)

İşte 2011 bu şekilde keyifle, ilklerle ve tatlı tatlı başladı! Umarım tatlı tatlı da sürer gider...

1 Ocak 2011 Cumartesi

Güle Güle 2010:)

Yeni yıl için son gün kızımın okul partisi için hazırladığım bu kurabiyeleri paylaşmakta geciktiğimi ıiliyorum. Ama maalesef birkaç gündür bloguma ulaşamıyor, hoş bunun icin vakit bile ayiramıyor, hatta kolumu bile kaldırmadan yatmak istiyordum. Zira, yılın son günlerini oldukça kötü hasta olarak tamamladim. Yıllardır 'yeni yıla nasıl girersen öyle gider' felsefesini benimsemiş biri olarak bu yıl ben de hayatımda bir değişikliğe gittim:) Zaten 2011'in benim icin çok değişik, çok ama çok güzel bir sene olacağına yürekten inanıyorum. Hasta, hatta çok kötü nezle olarak geri sayımını yaptığım bu yılın sağlık ve mutluluk içinde geçmesini umuyorum.

Kurabiyelerimi, Marmara İlköğretim Okulu'nda okuyan kızımın yil sonu partisi icin onun istekleri doğrultusunda hazırladim. 31 Aralık günü paylaşamasam da en az yılın son kurabiyeleri kadar tatlı bir yıl dilerim herkese... Ağzımızın tadı 2011'de de hiç ama hiç bozulmasın diyorum:)

Yarin yılın ilk pastası yapılacak. Evişçisi pasta-kurabiye işçisi halini aldı, korkarım. Bu sebeple de bu ay yayınlayacağım pasta ve kurabiyeler eviscisi.com'da göreceğiniz son faaliyetler olacak. 2011'in hedefleri çok ne de olsa:
* pasta-kurabiye işi ciddi halde ele alınacak
* spor hayatına geri dönülecek. İlk etapta alınan 10 kilo verilecek!
* ehliyet alınacak! Artık kaytarılmayacak:)
* tatil icin çeşitli organizasyonlar (mavi tur, yurt dısı, karadeniz...vs) yapılacak. Nefes almak ihmal edilmeyecek.
* sağlıklı bir yaşam için mutfak kültürü bir daha gözden geçirilecek
* arkadaşlar aranacak, iletişim hiç koparılmayacak...
* kültürel faaliyetler takip edilecek, eve kapanılmayacak
* 35. Yaşında olarak anılmamak için taklalar atılacak. Konu 3-5 yıl ertelenecek:)
* ailenin birlikte olması için tüm fırsatlar değerlendirilecek

Liste uzar gider tabii.. Ama ben bütün kalbimle yapmak istediklerimi sıraladım ve uygulamaya başladım bile. Yeter ki sağlık olsun!!! Herkesin yeni yılı kutlu olsun!
 
Clicky Web Analytics