31 Ağustos 2010 Salı

Amerikalılardan neymiz eksik?

"Bizim Amerikalılardan neyimiz eksik?" İşte herşey bu cümle ile başladı. Yazın başında sevgili eşimin ağzından dökülen bu sözler tüm yazın sloganı oluverdi bizim çevremizde:)

Üç yıldır oturduğumuz evimizde bizim prensesin odasını bir türlü evin kalan kısmının ısısı ile eşitleyememiştik. Kalorifer peteğini artırmak sorunu çözmemişti. Aklıma ilk gelen ve bütün aile -sevgili eşim hariç- tarafından yoğun bir destek gören çözümü yalıtım yapılması idi. Ancak, sevgili eşim konuya sıcak bakmadığı gibi bana kalırsa 'Yapılmasın, boşver tatlım!' demem için elinden geleni yaptı. Zira, yazın ilk günlerinde 'ben yaparım o zaman!' diye çıktı yola. Bizim Amerikalılardan neyimiz eksik? Onlar evlerini tamir edebiliyor da benim kocam niye etmesin, değil mi ama? Yaz boyunca evimden yaklaşık 600 km uzakta olarak telefonla yaptığım baskılar, bulduğum ustalar evin duvarının yalıtılmasını sağlayamadı. Ve, bütün yaz, haftasonları için programı dolu olan kocam da bu iş için vaktinin olmadığına ikna oldu. Sonuç: sıfıra sıfır elde var sıfır!!!

Ama küçük hanım bu yıl ilkokula başlayacak ve ben onun odasında bir değişiklik yapmaya söz vermiştim. Aslına bakarsanız bu da başka bir yazı konusu. Zira, hangimizin bu yaşlarda kendisine ait bir odası, oda takımları olmuştu? Hangimiz zırt pırt denecek dönemlerde bunları değiştirtebildik? Ya da bu mümkün müydü? Neyse bu tartışmayı zamane koşulları diyerek bir başka yazıya erteliyorum:)

Madem yalıtamıyoruz bari boyayalım odayı dedik ve bütün yaza damgasını vuran bu Amerikalılardan ne eksiğimiz var sorusunu geçenlerde kendimize bir kez daha sorarak giriştik boya badana işine! Yazın yazlık evlerini kendileri boyamış olan dayım ve yengemi -ki yaklaşık 70 yaşındalar- gözümün önüne getirerek kabul ettim bu işe başlamayı. Yoksa kendimi Amerikalılarla kıyasladığımdan değil yani:)

Önce, renkte mutabık olmaya çalıştık. Ancak, küçük hanım çok kararlı olduğundan sadece pembenin tonları konusunda oy kullanabildik, anne-baba olarak:) Herkes boyacı kıyafetlerini giydi. Fırçalar, rulolar, boyalar hazırlandı. Sonuç: Yarım günümüzü aldı ama değdi bence. Herkes mutlu şimdi ortaya çıkan tablodan. Sadece ben boyacı ustalarına bir miktar daha saygı duyuyorum artık:) Ama tabii tam akıllanmadık. Ara sıra gözümüz diğer odalara takılıyor, yapabilir miyiz acaba diye... Sonra birbirimize bakıyoruz: diğer odalara girişecek kadar deli biriyle mi evliyim diye:)

Anlayacağınız birşey eksik değil elin Amerikalısından. Sadece biraz cesaret, bir miktar para, bir de standartlar eksik:)

25 Ağustos 2010 Çarşamba

Evim Evim Güzel Evim!

Yaşasın döndük! Bir tatilden sonra söylenecek söz mü bunlar denebilir pek çokları tarafından. Süper bir tatildi. Süper dinlendik. Ama çok şükür ki evimize döndük. Günlerdir bu yazıyı yazmak için can atıyorum. Yıkanan posta posta çamaşırlardan, temizlik, yemek vs işlerinden fırsat bulamadım ama işte ilan ediyorum: 61 günlük tatil bitti, artık İstanbul'dayız, evimizdeyiz!!!

İnsan tavasını özler mi demeyin. Ben özledim. Omlet yaptığım tavamı özledim:) Hani uzun bir aradan sonra yurda dönenler vatan toprağını öpeceğim diye havaalanında ilk gördükleri asfaltı öperler ya ben de o durumda döndüm evimize. Sevgili eşim ve kızım olmasa (bir de gözüme pis gözükmeseler) utanmadan yerdeki karoları öpecektim:)

Her ne kadar uzun uzadıya müthiş bir tatil de yapsak insanın evi gibisi yok. Bu yüzden yaşasın evim evim güzel evim!!!

13 Ağustos 2010 Cuma

Bütün Kızlar Toplandık...

Gecikmeli bu yazılar, bu anılar... Biz yani kızımla ben Ayvalık'tan ayrılalı bir koca hafta oldu bile:( Artık Çeşme günlerindeyiz:) Ama kalbimizin, aklımızın bir yarısı hala oralarda olduğu için paylaşmadan geçemedim oraları, o günleri. Ne de olsa en küçüğü altı en büyüğü atmış iki yaşında beş hatun toplandık, gezdik, yedik, içtik, yüzdük bu sene. Bu kadar geniş yaş yelpazesi olan bir ortamda herkes o kadar memnundu ki halinden!

Tekne turundan daha önce söz ettiğim için ilk olarak Badavut seyahatimizi anlatmak istedim. Seyahat dediğime bakmayın Badavut öyle çok uzaklarda bir yer değil. Sarımsaklı'nın bitiminde, Şeytan sofrasının eteklerinde mavi ile yeşilin dostça buluştuğu, denizden ormanı seyretmenin keyfini sürebileceğiniz, doğal kumsalı olan saklı bir koy. Pek çok tatil rehberinde dünyanın en güzel 100 koyu arasında da sayılmış tertemiz denizi ile Ayvalık'ın eşsiz güzelliklerinden biri işte. 2-3 TL'ye şezlong- şemsiye bulabileceğiniz mekanlarda güneşlenirken, tost, gözleme, ayran ya da meşrubatlarla karın doyurabilirsiniz. Ama biz, yani kızlar ekibi olarak bu tür gezilerimizde ağzımızın boş kalmasını pek sevmediğimizden olacak her beş dakikada yiyecek birşeyler (kek, kayısı, galeta, limonata, danino, vs..) bulduk çantamızda götürdüklerimizin arasından:)

İkinci anlatacağım yer de Cunda'dan... Ben hep Cunda diye anlatıyorum ama Alibey adasında da diye aratabilirsiniz yeni adı ile. Ada Camping'teydik yine kızlarla toplanarak. Deniz, yeşil yine içiçe idi. Adanın en temiz, en berrak suyunda yüzdük defalarca. Bir sonraki koya defalarca gitmiş ve de suya girerken donmuş biri olarak tedirgindim ilk girişte. Ancak, bu sene havaların sıcaklığından mıdır bilmiyorum, tüm sular ısınmış bana göre. Hiç üşümeden daldık, çıktık o mis gibi denize:) Biz günübirlik giriş yaptık ama çevrede kamp yapmak için gelmiş, karavanın bahçesinde güneşlenen bir çok tatilci de vardı. Tesiste denizden çıkıp sıcak duş alma imkanınız olduğu gibi, sıcak duş ve tuvaletli odalar, kampçılar için mutfak, çamaşırhane, buzdolabı, piknik alanı, karavan ve çadırlar için gölgelikler, çocuk parkı, spor sahası, tekne, gezi ve dalış turları gibi olanaklar da bulunmakta. Aralık, ocak, şubat ve mart dışında yıl boyunca açık olan bu kampa kalmaya olmasa da günübirlik olarak her sene gitme kararı verdik aldığımız keyiften dolayı. Yeme içme işine gelince kendi çıkınlarımızdan çıkardıklarımızla karnımızı doyurduğumuz yetmemiş gibi saat 17:00 gibi restaurantta çıkan taze kekleri de kaçırmadık ekip olarak:)

İnsan böyle güzel anılarla dolu bir tatil geçirince tadı damağında ayrılıyor gerçekten. Bir sonraki yıla saklayarak tüm gerçekleşmemiş planları ayrıldık biz Ayvalık'tan. Diyeceksiniz ki kırk-elli gün kaldınız yetmedi mi? İnanın yetmiyor Ege insana:)
 
Clicky Web Analytics