30 Nisan 2010 Cuma

Kalp Pasta


Mutlu yıllar İdil'cim... Pastanın herhangi bir yerine yazamadım bunu ama :)

Bir hafta aradan sonra yeniden şeker hamurları ile birşeyler yapacak olmak inanılmaz keyifli bir haberdi benim için. Daha önce yaptığımız sevgi kurabiyelerini gösterirken karar verdik annesiyle, İdil'e de pasta yapmaya... Hemen şekillendi gözümde kalpli kocaman bir pasta. Ama bir gün sabretmem gerekti. Anne-kızın konsepte karar vermelerini bekledim heyecanla.

Bugünü sorarsanız tam bir kargaşaydı. Sırf bu pasta için aldığım kalp kalıbı ile yaptığım ilk kek çöktü anlam veremediğim şekilde:( Sonra zaten kalıbın şeklinden hoşnut olmadığımız için eski usul koca tepsilerimde yapmaya karar verdik pastamızı. Hem de çok beğenerek kestiğimiz kalp kalıbı ile:) Tam işleri yoluna koyuyorum derken bir de mikserim terk etti beni:( Topallıyor derken aramızdan ayrılmaya karar verdiğini açıkladı istenmedik bir biçimce...

Türlü aksiliklere rağmen, zamanında tamamlayabildik pastayı. Dilerim ki, tüm aksilikler bu pasta ile son bulur! Ve son not doğumgünü çocuğuna: Hayat sana çok ama çok mutlu, sağlıklı günler getirsin. Hep keyif versin!!!

22 Nisan 2010 Perşembe

Sevgi Kurabiyeleri:)

Bu kurabiye işi gitgide şekilleniyor. İşte son kurbiyeler...

Aşk-sevgi temalı olsun diye kırmızı ve kalp yoğunlar. Çok sevgili öğretmenimiz eşinin doğumgünü için istedi bunları. Tabii zevkle ve heyecanla da şekillendi hepsi.

Bundan sonrası için düşünceler havada uçuşuyor. Bir sonraki tema için konsept belirlenemedi henüz ama pek çok yapılacak, süslenecek kurabiye var mutfakta:) Yaptıkça, süsledikçe renkler, modeller, desenler olgunlaşıyor. İnsanın da yaptıkça yapası geliyor:) Gün geçtikçe kalıplar çoğalıyor. Hatta şimdiden bir mutfak dolabını buna ayıracak kadar malzeme var evde:)

'Sevgi işi' diyordu bu işi gerçekten hakkıyla yaptığına inandığım bir kurabiye dostu:) 'İnsan ilk kurabiye ile 300. kurabiyesi arasında fark gözetmeksizin aynı zevki alabilmeli ve hepsine aynı özeni gösterebilmeli' diye ekliyor, röportajında hatta... Bilemiyorum bizim macera 300 kurabiyeyi bulacak mı ama ben hepsinden çok ama çok keyif alıyorum. Ve birinin daha kurabiye sipariş etmesi için can atıyorum:)

21 Nisan 2010 Çarşamba

Çikolata Topları

'Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu' diyebilirsiniz, şayet bir önceki yazının sadece başlığını okuduysanız. Ancak, içeriği bilenler, hele de bizleri biraz yakından tanıyanlar yadırgamayacaktır yaptıklarımı:)

Geçen gün doğum günü pastası yaparken anlatıyordu arkadaşım: 'truff yapacağım, çok güzel olacak, acayip lezzetli ve kolay' vs diye... Malum biz diyetteyiz öyle işlere giremem diye geçirdim içimeden. Ama sonra yapılmışları görünce şeytan dürttü beni de. 'Akşam oluyor, bu saatte yapılır mı?, diyetteyken yenmez' diye düşünmeksizin rondoyu kaptığım gibi kekleri kırdım içine... Biraz ceviz ve çikolata sos ile karıştırınca top top şekillendirmeye fırsat kalmadan tüketilebilecek bir lezzet çıktı ortaya. Ama arkadaşım hindistan cevizine de bula demişti tarifinde. O der de ben yapmaz mıyım dedim ve hindistan cevizinde yuvarlayıverdim yaptığım topları... Malzeme çok olmadığı için (çok yemeyelim düşüncesi ile) cevize, fındığa vs ayrı ayrı bulama şansım olmadı. Ama aklımda ilk fırsatta yine yapacağım diye söz verdim kendime.

Sonra mı? Bizim toplar, sevgili eşimin de yardımı ile sabahı göremediler:) Hoş kendisi bu oldukça pratik tatlı için çikolata sosu kullanmamı da eleştirerek 'Bunları çikolatayı eritip yapmalısın. Bir gün ben yapayım da parmaklarını ye!' demeyi ihmal etmedi :)

19 Nisan 2010 Pazartesi

Diyet Günleri:)

Evlendiğimizin ilk yılında toplamda 30 kilo alarak bence rekor sayılabilecek bir çalışmaya imza attık biz karı-koca. Allah'tan her sene aynı performansı göstermedik:) Bu yıl onuncu yılımızı kutlayacağımız için de kutlamalarda falso vermemek adına azimliydim ben. Özellikle de evde olduğum günlerde. Buradan da defalarca yazdığım gibi sporla epey kilo verdim. Ama ilk yıl birlikte aldıklarımızı ben tek başıma vermeye kalkınca oldukça zor oldu tabii:) Üstüne de iş hayatına yatay geçiş yapmak bir hayli aksattı 30'undan sonra başladığım spor hayatımı.

Lafı uzatmaya gerek yok. Daha ben de verilecek çok kilo var. Ama yalnız olunca olmuyor diyerek hayıflanırken sevgili eşimden destek geldi. (Zira, işten her gelişimde krepler yapılmış, sigara börekleri kızarmış, çaylar demlenmiş oluyor. Ee ben de insanım. Bir yere kadar irade gösterebiliyorum tabii ki:)) Neyse, karar verdik ciddi ciddi diyet yapmaya. Her akşam salata yiyeceğiz, ızgara birşeyler pişireceğiz diyerek. Sağolsun gidip hemen markette ne kadar diyet ürün varsa alıp gelmiş:) Sonuçları söylemek için erken tabii... Ama gidişat hakkında fikir vermesi için: ilk iki gün gayet başarılı: salatalar tüketildi. üçüncü gün pizza ile mideler şenlendi:)

Bu arada, ben her ne kadar bu işin kitabını yazacak kadar teorik bilgiye sahip olsam da sevgili eşim pek çok erkek gibi bir haber olaydan. Mesela, diyet kurallarından söz ettiğimde çok güldü, nedense?! Halbuki bunlar hemen herkesçe kabul görmüş diyet kuralları değil midir???

1. Bir şey yersen ve o sırada kimse seni görmüyorsa onda kalori yoktur!
2. Eğer light limonata içersen ve yanında çikolata yersen; çikolatadaki kaloriler light limonata tarafından yok edilir. (başka örnek: kepek ekmeğine sürülmüş kaymaklı sarelle de olabilir:)
3. Eğer başkaları ile beraber yiyorsan, o zaman sadece onlardan fazla yediğin kaloriler sayılır
4. İlaç niyetine yenilen yemekler ya da içilen içeceklerin kalorileri sayılmaz. Mesela, sıcak çikolata, kırmızı şarap, viski, konyak vs...
5. Eğlence amacıyla tüketilen yiyeceklerin kalorileri yoktur. Örneğin, patlamış mısır, fıstık, dondurma, çikolata veya şekerleme... Video izlerken ya da müzik dinlerken tüketilenleri gıda olarak almıyoruz çünkü: Onlar sadece eğlencenin bir parçasıdır.
6. Pasta dilimleri veya kurabiyelerinde kalori yoktur. Çünkü onlar kesildiğinde
veya kırıldığında içindeki yağlar da uçar gider.
7. Yemek hazırlarken bıçak,tencere ya da kaşıkları yalarken kalori almazsınız çünkü onlar yemek yapmanın bir parçasıdır.
8. Renkleri aynı olan gıdaların kalori değerleride aynıdır. Mesela, domates ve çilek reçeli, kepek ekmeği ve sarelle ya da mantar ve beyaz çikolata
9. Dondurulan gıdalarda kalorileri yoktur. Çünkü kalori, atmosfer basıncında bir gram suyun sıcaklığını 1 derece arttırmak için gerekli enerji miktarıdır.

18 Nisan 2010 Pazar

Mutlu Yıllar Çocuklar!

Çok kelam etmeyeceğim. İşte pasta işte kurabiyeler... Eren'e ve Poyraz'a mutlu yıllar dileklerimle...





17 Nisan 2010 Cumartesi

Çok Heyecanlıyım çooook!

Uzun zamandır böyle heyecanlanmamıştım. Sanki bundan önce hiç pasta ya da kurabiye yapmamışım gibi... Gerçi yumurtalar birer ikişer kırılmaya başlayıp, fırında kabaran kekleri görünce, hele de evi saran tarçın kokusunu içime çekince telaşım yerini tatlı bir huzura bıraktı:) Ama son ana kadar bambaşka bir heyecan vardı içimde. Başka bir çocuğun doğumgünü pastasını ilk kez yapıyordum çünkü. Beğenecek mi? istediğim gibi olacak mı? gibi pek çok soru vardı içimi kemiren. Bir yanım bu işten deli bir keyif alıyor, ilerisi için ilk adım olarak görüyor, bir diğer tarafım da 'ama ya..' diyip duruyordu. Taaa ki pasta ve kurabiyeler tamamlanıp fotoğraflanana kadar:)(Hoş henüz doğumgünü sahipleri görmediler yaptıklarımızı)

Bu aslına bakarsanız hızlı bir adım benim adıma. Zira, ilk defa aynı günde iki farklı doğumgünü için çalıştım. Ve yine ilk defa kızımdan farklı bir çocuk için doğumgünü pastası hazırladım. Tek başıma değildim elbette... Kurabiye arkadaşım, komşum kimbilir ilerideki iş ortağımla beraber sabah erken saatlerden başlayan bir koşuşturma ile tamamladık hepsini. Önce kurabiyeler pişti birer ikişer tepsilerde. Sonra kekler, kreması, rengarenk şeker hamurları derken pastayı şekillendiriverdik birlikte... Aslında talepler belli idi. Bir yanda 'jungle' konsepti hakim, diğer yanda 'balıklar ve fenerbahçe' olsun isteniyordu. Biri 1 diğeri 5 yaşına basacak iki erkek çocuk vardı yani gündemimizde. Bu sebeple dünyanın en sevimli aslanlarını ve fb formalarını yaptık birlikte.

Doğumgünleri başlamadan fotolarını kimseye göstermeyelim dedim ama yine de dayanamadım:) Biraz ipucu vermek adına birkaç tanesini bugünden koymamın sakıncası yoktur diye düşündüm. Yarın hepsini ve aldığımız yorumlarla yayınlamak istiyorum.

Umarım yaptıklarımızdan daha tatlı hayatlar doğumgünü çocuklarının olur...

14 Nisan 2010 Çarşamba

Evin Müdavimleri

Buradan yazmaya başlayalı bir yılı geçti. Zaman zaman aksatsam da okumayı bırakmayanlar, sık sık ziyarete gelenler olduğunu biliyorum. Bu sebeple, birtakım değişiklikler yapmak istedim: Evin müdavimleri gibi... Bunun için "izleyiciler vicıtı" ekledim yan tarafa. Dileyen kaydolsun, evime geldiğini, arkadaşım, paylaşanım olduğunu cümle alem bilsin diye :) Ama yok ben arada sırada gelirim, orada gözükmem anlamsız diyorsanız o da olur. Neden olmasın?

Son söz: ben sizi orada görmekten çok ama çok mutlu olacağım. Hani yazdıkça yazasım gelecek gibi:) Bilmem anlatabildim mi???

12 Nisan 2010 Pazartesi

Yeraltında Bir Saray: Yerebatan Sarnıcı

Yıllardır İstanbul’da olup gezip görmeyi çok istediğim halde ihmal ettiğim yerler listesinde ilk sırada yer alıyordu Yerebatan Sarnıcı. Alıyordu diyorum, zira, geçenlerde gezip görüp hayran kaldıklarım listesinde ilk sıralara yerleştirdim kendisini:) Ve bunca yıldır ertelediğim için de çok kızdım kendime! Tarihi yarımadada önünden defalarca geçip, etrafındaki eserleri gezip onu nasıl da atladığıma inanamadım hatta…

532 yılında Bizans İmparatoru Justinianus taradından Büyük Saray’ın su ihtiyacını karşılamak üzere yapılan sarnıcın içine girdiğinizde daha ilk adımınızla büyülü bir yerde olduğunuzu hissediyordunuz çünkü... Dik basamaklardan indikçe, 9800 m2’lik alanda, karşınızda suyun içinden yükselen her biri 9 metre yüksekliğinde sütunları gördükçe hayranlığınız bir kat daha artıyor. Belirli aralıklarla dikilen 336 sütun… Öyleki, gördüğünüz her açıdan sizi ayrıca etkisi altına alabiliyor. Işıklandırma ve müziğin desteği ile kaybolup gidiyorsunuz içinde. Yukarıdaki otobüsleri, trafik ışıklarını, kargaşayı tamamen unutarak, sanki birkaç dakika öncesi o karanlığın içine gelmemişçesine…

Oldukça yoğun ziyaretçisi… Suyun bir miktar üstüne kurulmuş platformda gezerken yerlerin kaygan olması işi zorlaştırıyor. Özellikle de kuzeybatı köşesinde yer alan iki sütunun önünde… Zira o noktada yer alan iki sütunun altında kaide olarak kullanılan iki Medusa başı herkesin ilgi odağı. Tabii bu şekliyle, mitolojiye dayandırılan anlatımla sarnıç da gizemli hale geliyor. Bir efsaneye göre, Medusa uzun saçlı, simsiyah gözlü, güzel vücutlu ve bu güzelliğinin farkında bir kızmış. Zeus’un oğlu Perseus’u sevmekteymiş. Ancak, aynı zamanda Perseus’u seven Athene onu kıskanmış ve Medusa’nın saçlarını korkunç yılan biçimine sokmuş. Bundan sonra da Mesusa’ya her bakan taş kesilmiş. Bunu gören Perseus, Medusa’nın büyülendiğini düşünerek başını kesmiş ve başını eline alıp düşmanlarını taşa çevirerek pek çok zafer kazanmış. Ve bu olaydan sonra Medusa’nın eski Bizans’ta kılıç kabzalarına ve sütun kaidelerine ters ve yan olarak işlenmiş... Bir başka rivayet de, Medusa’nın yer altı dünyasının dişi canavarı olan üç Gorgonadan biri olduğu yönünde. Bu üç kız kardeşten olan yılanbaşlı Medusa’nın kendisine bakanları taşa çevirme gücüne sahip olduğu söyleniyor. Bu inanışla, o dönemde yapılan diğer büyük eserlerde olduğu gibi Yerebatan Sarnıcı’nda da kötülüklerden korumak amacıyla Medusa’ya yer verildiği sanılıyor.

Geçmişten günümüze kalmış, kalmayı başarmış ender eserlerden olan sarnıcın ihtişamından dolayı adını Yerebatan Sarayı olarak da duymuş olabilirsiniz. Halihazırda, İstanbul Büyükşehir İştiraklerinden Kültür A.Ş. tarafından işletilmekte olup girişte müze kartınızı kullanamıyorsunuz. Ama T.C vatandaşları için sadece 5 TL vererek hergün 09:00-18:30 saatleri arasında büyülü atmosfere adım atabiliyorsunuz.

9 Nisan 2010 Cuma

Beklemek üzerine...

Beklemek hayatımızın her anında... Bebeğin doğuşunu beklemek, ilk adımlarını görmeyi, ilk kelimelerini duymayı beklemek, durakta otobüs beklemek, yağmurda taksi beklemek, vapurun kalkmasını, trenin gelmesini beklemek... Askerin dönüşünü, ders zilinin çalmasını, akşam olup eve gidebilmeyi beklemek... Her dakika bir beklenti maalesef... Oysa hayat hep akıp gidiyor biz beklerken. Hem de bizi herhangi bir yerde durup beklemeksizin!

Peki, halihazırda bu kadar beklerken, emek verdiklerimizden de birşeyler beklemek en doğal hakkımız değil mi? Yoksa, her koyun kendi bacağından misali kimse kimseden bir şeyler beklememeli mi? Yani, çalıştığınız, üzerine günlerce uğraştığınız bir iş için bir teşekkür beklemek, yaptığınız bir yemek için takdir edilmeyi beklemek ya da çocuğunuza adadığınız hayatın karşılığında sevgi ve saygı görmeyi beklemek gerçekten yanlış mı? Bunlar, sadece egonun tatmini mi? 'Ben' olma duygusu için mi var bu tür beklentiler? Kimse, kimseden hiçbirşey beklemeden, ummadan yaşayabilir mi gerçekten? Bu çevreye olan güvensizlik midir yoksa?

Beklentinin çoğu-azı,neye ya da kime göre değişir peki? Kim belirler, ne kadar beklenmesi gerektiğini? Sınırları var mıdır ki bu işin? Benden bunu bekle ama şunu bekleme sakın gibi... Ya da bu kadarını Ali'den bekleyebilirsin de Veli'den bekleyemezsin gibi... 'Neden bunu beklerken, onu da bekleyemiyorum ki?' demez mi insan, sırf da insan olduğu, hemen her hakkı kendinde bulduğu için.

Beklemiyorum diyen yalan söyler bana kalırsa... Hemen hepimiz bekliyoruz. Karşılıksız sevsek bile bir gün sevilmeyi, bir gün anlaşılmayı bekliyoruz. Her an az ya da çok bekliyoruz işte!

Çok beklememek ve bekletilmemek dileğiyle...

6 Nisan 2010 Salı

Şevket-i Bostan

Ben Ege geliniyim. Dolayısı ile Ege mutfağına pek yabancı sayılmam. Bu yaşa kadar olan tercihlerim karbonhidrattan yana olsa da tadına bakıp da burun kıvırdığım herhangi bir Ege yemeğine rastlamadım bugüne kadar. Tabii yapı gereği karbonhidrat eksik, yeşili bol bir mutfak Ege’ninkisi. Ama bir o kadar da lezzetli. Zira, bol zeytinyağı ve sarımsakla karıştırılmış hangi otu bulursanız yiyesiniz geliyor bir süre sonra:) Havasından mıdır suyundan mıdır bilinmez ‘ot’ deyip geçemiyorsunuz yedikçe yiyorsunuz:)

Bu girizgâh İzmir’den evimize gelen şevket-i bostan için aslında… Yirmili yaşların ortasında tanıştım ben kendisi ile. Ve sonrasında da yılda en az birkaç kez yeme fırsatım oldu. ‘Fırsat’ diyorum zira, İstanbul’da pek de rastlanır bir ot değil kendisi. Aslında, tam olarak ot demek de yanlış sanırım. 40 cm civarında boyu olan bol yapraklı ve yaprakları dikenli ve yapışkan olan bir bitkidir kendisi. Topraktan sökümü oldukça zor olduğu için de diğer sebzelere ve otlara göre fiyatı yüksektir.

Balıkesir yöresinde ‘akkız’, Bigadiç’te ‘sarıcakız’, Konya bölgesinde ‘akdiken’ adıyla tanınır. Bunun yanı sıra süt dikeni, bostan otu, mübarek dikeni, şevket otu gibi de isimlendirilir. Adını ilk duyduğunuzda ‘kim kim?’ diye tepki vermeniz çok kolaydır yani:)

Diğer pek çok bitki gibi şevketi bostanın da faydaları saymakla bitmez. Her ne kadar beni yediklerimin lezzeti daha çok ilgilendirse de 1500lü yıllardan beri tedavi amacıyla kullanıldığını bilmek ayrı bir rahatlatıyor insanı:) Zamanında vebaya karşı kullanılan, sonrasında müshil etkileri için tüketilen, terlemeyi sağlaması ve bağırsak rahatsızlıklarını önlemesinden dolayı tavsiye edilen bir bitki sonuçta. Taş hastalığı olanlar, emziren anneler, gaz problemi olanlar, karaciğer ve safra kesesi rahatsızlığı olanlar mutlaka kullanmalı deniyor hatta okuduklarımda. Hatta az sayıda da olsa kanser önleyici etkileri hakkında birtakım bilimsel bulgular olduğu ve araştırmaların devam ettiğini görebiliyorsunuz okudukça.

Kuzu etli yemeğini de yedim Girit mutfağından diye ama annem genelde haşlayarak bol zeytinyağ, limon ve sarımsakla salatasını yapar bize. Biz de afiyetle yeriz:) Diğer bir kullanım şekli çayının tüketilmesidir. Bu amaçla 2 gr kurutulmuş şevket-i bostanı kaynamakta olan 250 ml suya ilave ederek 10-15 dakika demlenmesini beklemeniz yeterlidir. Bu çayı günde 3 kez güvenle içebilirsiniz.
Tavsiye ederim herkese.

4 Nisan 2010 Pazar

Şeker Hamurlu Kurabiyeler-3

Bakmayın yazının başlığının 'şeker hamurlu kurabiyeler-3' olduğuna... Ben saymayı çoktan unuttum:) 33 yazsam da yalan olmazdı yani... İyiden iyiye tecrübe sahibi olduk, gerek bu tür blogları incelerken gerekse deneye yanıla. Ee, birer ikişer kalıpları, renk yelpazemizi de arttırdığımıza göre başlarız belki bir yerinden biz de bu işe diye geçiyor içimizden???

Bunlar son marifetimiz işte... 'Biz' diyorum çünkü bu bir ekip işi haline geldi:) Yine sevgili arkadaşımın marifetli ellerinden çıkan kurabiyeleri şeker hamurları ile buluşturduk. Yeğeni için hazırladık nazar boncuklu bu kurabiye demetini. Çok fazla söze gerek yok. Zira, kurabiyelerde geldiğimiz son nokta ikimizi de tatmin etti.

Tek söylenmesi gereken doğumgünü çocuğuna 'nice mutlu yıllar!' ve kurabiyelerimizi yiyenlere 'afiyet olsun!' demek olmalı zaten. Çünkü, Elif&Elif kurabiyeleri yine muhteşem :):):)

Not: Hiç bu kadar mütevazi yazı yazmamıştım herhalde:)

1 Nisan 2010 Perşembe

Baby Shower

Benim arkadaş çevremde pek yaygın olmayan ve bana göre Türkiye için de yeni sayılabilecek bir parti, Baby shower. Hemen hemen pasta-kurabiye yapan tüm bloglarda rastladığım ama daha önce hiç yer almadığım bir parti... Renkli kurabiyeler, pastalar ve süslemeler ile bebeğe önceden bir 'hoşgeldin!' deme, en yakın dostlar ile tatlı tatlı muhabbet etme, eğlenme imkanı sağlayarak anneyi rahatlama ve doğum stresinden uzaklaştırma amacı ile düzenlenen bir organizasyon...

Bu parti bildiğim kadarı ile hamileliğin 7. ayından sonra en yakın dost ya da aileden biri tarafından anneden habersiz hazırlanıyor. Tamamen süpriz olması ve minik bebişe gelen hediyeler ile annenin hamileliğin son aylarındaki sıkıntılarından biraz olsun uzaklaşması hedefleniyor.

Kimbilir, 'doğmamış bebek için erken bir kutlamadır' denilebilir belki.. Ama, zaten doğmamış bebek için hazırlıklar yapılmıyor mu son aylarda? Bir sürü kıyafet, yatak, battaniye vs... Bu sebeple, partinin, eğlencenin zararı olmaz diyorum ben. Hem kadın kadına keyifili bir gün işte!!!

Dediğim gibi benim çevremde yok ama arkadaşım aracılığı ile ben de ucundan öğrendim detayları:) Geçen hafta onunla kurabiye yaptık bir baby shower organizasyonu için. Tarif için elif&delfin blog'a bakabilirsiniz. Tarçınlı ve limon kabuğu ile tadına tad katılmış kurabiye yapımları ona ait. Ancak, süslemelerde konu şeker hamuru olunca 'hoooooooop ben de yanında bitiyorum:)' Hoş bu seferkinde -baby shower baskılı olanlarda- şeker hamurumuzu da kendimiz yaptık marshmallowdan. Hem de ilk denemede tutturduk kıvamı Elif'in sayesinde... Devamlı kurabiye pasta yapmayanlar için bence en uygunu bu: Yapacağınız kadar şeker hamuru hazırlayabiliyorsunuz. Zira, satınaldığınız şeker hamurunu eğer kısa sürede tüketmediyseniz kuruyor.

Bu arada çevremdeki hamileleri düşününce 'acaba biz de mi yapsak?' diye geçiyor içimden...
 
Clicky Web Analytics