31 Mart 2010 Çarşamba

Eski Aşçılardan Kim Kaldı:)

Bu aralar baharın da etkisi ile yine silkelenme, temizleme ve düzenleme modundayım:) Hal böyle olunca bilgisayara gelişi güzel atılmış resimler, günlerine, anlam ve önemlerine göre dosyalanıyor, bir kısmı ilelebet siliniyor sayemde. Derken kızımla ilgili birkaç poz görüyorum, buradan paylaşmayı atladığım bir etkinlikle ilgili. Geç de olsa o günü anlatmadan geçmek istemiyorum ve bu satırları hızlıca yazmaya başlıyorum:)

Okullarında yapılan yaratıcı aile etkinliği gününden bu resim. Pasta yaptık hep birlikte. Aslında bu anne-kız bizim severek ve sık sık evde yaptığımız bir iş. Bizim prenses çok keyif alıyor nedense ev işlerinden. Hatta atlamadan aktarayım bugünkü konuşmamızı: İşten aradım onu, hatrını sorayım düşüncesi ile. Bana 'şimdi konuşma vakti değil anne!' dedi. 'işini yap akşam geldiğinde konuşuruz' diye ekledi. Ne diyeceğimi şaşırdım hali ile... Ütü yapıyormuş, çok meşgulmuş çoook!!!

Okulda yapılan pastanın tarifini merak edenlere çok yaratıcı bir pasta yaptığımızı söyleyebilirim:) Zira, iki pasta tabanı arasına bol krema sürüp nar taneleri koyduk. Üstüne sürdüğümüz kremayı da damla çikolata ile kapladık.

Dedim ya biz bu işi pek sık yapıyoruz. Benimle olmazsa teyzesi ile... mantılar, pişiler, krepler... kekler, pastalar, tatlılar... Sonra da afiyetle yiyoruz:)Pek çoğunu buradan yayınlamaya, tarifini vermeye fırsatım olmuyor bile. Fotoğraflayamadan tabaklardan siliniyorlar:) Mesela, yandaki resim: çikolatalı kreplerden sonuncusu kalmıştı ki fotoğraf çekmek aklıma geldi. Görüldüğü gibi sevgili kızım mutfak önlüğünü üzerinden bile çıkarmadan oturmuş sofraya:) Bu derece iştahla yenen kreplerin tarifine gelince:

Malzemeler: (yaklaşık 6 krep - tavanın büyüklüğüne göre sayı değişebilir)
1 Su bardağı un
1 Su bardağı süt
0.5 Su bardağı su
2 Yumurta
0.5 Çay kaşığı tuz
Çokokrem
Margarin

Hazırlanışı:
Tüm malzemeler (un, süt, yumurta, tuz ve su) karıştırılarak krep hamuru elde edilmiş olur. Ocağa konan tava bir müddet ısınınca margarin tavada gezdirilir (Margarin ne az ne de çok olacak, tavanın her tarafını gezecek şekilde sürülmelidir). Ardından krep karışımından 1 kepçe dolusu alınarak tavaya yayılır. Tavayı sağa-sola eğerek karışımın tavanın yüzeyini kaplaması sağlanır. Bir tarafı piştikten sonra çevrilerek diğer tarafı da pişirilir. Hazırlanmış krebin içine bir yemek kaşığı çokokrem sürülerek katlanır.Çokokremi krep sıcakken koyarsanız yaymanız kolay olur.
Afiyet olsun:)

Not: Gerek eşim, gerekse evlenmeden önceki biricik ev arkadaşım krep konusunda çok iddialı ve bir o kadar da başarılıdır. Bu sebeple, anne olana - hatta geçen güne - kadar bu işe hiiiç elimi sürmemişitm. Zira, hep harika krepler yapılıp yapılıp önüme geldi! Bunu da itiraf etmek istedim nedense:):):)

29 Mart 2010 Pazartesi

Sevimli Yumurtalar

Yumurtaları hiiiiiiiç böyle görmediniz!!!

Evet, 365 güne 365 etkinlik kitabından bu faaliyet. Ama en az kızım kadar benim de ilgimi çekti. Yapması, boyaması ve sonuçlandırması inanılmaz keyifli anlayacağınız üzere. Her bir yumurta için ne yapacağımıza karar vermesi de cabası:)

Nasıl mı yaptık? Kitabı olmayanlar için tarif edeyim hemen: Önce pastaya böreğe ya da omlete kırdığınız yumurtaları çok hasar vermeden kırmyaya özen gösteriyorsunuz. Sonra içini yemekler için kullandıktan sonra kabukları kırmadan yıkıyorsunuz. Kurutup birbirlerine yapışmaları için tutkal sürüyorsunuz. Bir süre bekledikten sonra üzerlerine kırptığınız peçeteleri yapıştırıyorsunuz. Vee, sonra onları sulu boya ile dilediğiniz renk ve desende boyuyorsunuz. El-kol-saç- bacak vs yapmak serbest:) Biz kızımın isteği üzerine sakallı, sarıklı, utangaç (pembe renginden de anlaşılacağı üzere) bir Nasrettin Hoca yaptık mesela:) Bir yumutanın tüm parçalarını kırmadan yıkayamadığım için onu kocaman ağzı ve dişleri olan bir canavara dönüştürdük. Bir diğerini kırmızı burunlu bir palyaçoya, bir başkasını çim adama çevirdik. Turuncu saçlı olanı güneş oluverdi zaten kendiliğinden. Daha sırada tutkallanan 9 yumurtamız var. Onların da ne olacağına birer ikişer karar verdik sayılır. Sizlere de kolay gelsin,

28 Mart 2010 Pazar

Ev hali

Birkaç gün önce bir arkadaşım kızdı bana: Bahar da geldi, ne bekliyorsun diye... Haklıydı, bu sebeple pek de savunamadım kendimi. 'kem küm... pek yazacak şey yok' diyerek geçiştirmeye çalıştım konuyu. Doğru söze pek de bir şey denmiyor zaten:) Son zamanlarda - aslında işe başladıktan sonra- bir hayli boşladım burayı, kendimi. Yazacak bir hayli şey var halbuki, bu satırlardan paylaşmayı atladığım. Üzerinden bir kaç gün geçince 'aman bayatladı şimdi bu konu!' diyerek yazmadığım pek çok şey...

Baktım eski yazdıklarıma bugün... Okudum hepsini tek tek. Bir yılı geçmiş blog yazmaya başlayalı. Oysaki bir hayalim vardı: 1.yıl yazısı gibi:) Farketmemişim bile gelip geçtiğini... Yine kaptırmamak için gayret ediyorum halbuki. Ya da öyle zannediyorum. Demek olmuyormuş, beceremiyormuşum diye düşündüm bugün. Ama sonra, yazmayı ne kadar sevdiğimi, hatta okuyanlardan gelen olumlu geribildirimlerden nasıl keyif aldığımı hatırlayınca bu işe sonuna kadar asılmam gerektiğini anladım. Bu kendimle baş başa kaldığım, kendim için bir şeyler yaptığımı hissettiğim bir uğraş çünkü. Bir yılda yaşadıklarımı, hissettiklerimi, acılarımı, keyifli dakikalarımı hatırladım birer birer. Sonuç mu? Disiplini ve yazı yazmayı elden bırakmamak lazım:)

Bir arkadaşımın önerisi ile bir film seyretmiştim: Julie & Julia diye... 2009 yapımı çok güzel bir film. Hatta, Meryl Streep bu filmdeki rolu ile bu yıl Oscar'a adaydı. Neyse, konuyu dağıtmadan filmdeki karakterlerden biri blog yazmaya başlıyor. 365 günde tamamlayacağı bir proje ile ilgili... Disiplin demişken, böyle bir işe mi girmeli diye geçirdim içimden. Hem de elimizde kızımın doğumgününde gelen 365 güne 365 etkinlik kitabı varken... Ama sonra benim gibi biri için çoooook yorucu olacağını düşünerek tabii ki vazgeçtim:) Dolayısı ile üzülemyin sadece çocuklara özel faaliyetler blogu olmayacak blogum. Eski tas eski hamam modeli ile devam ediyoruz:)
Ama küçük bir dip not verecek olursam: faaliyetlere başladık. En kısa sürede bir kısmının resmini de buraya koyacağım. Görüşmek üzere...

10 Mart 2010 Çarşamba

Bahar Neredesin?

Tam bahar geldi, yazacak ne çok şey var diyorum. Havaların bana yaptığına bak! Tazeleneceğiz, kabuklarımızdan sıyrılıp, kovanlarımızdan çıkacağız derken karanlıklar içinde yaşamaya devam ediyoruz. Her gün, artık bu gidişe bir dur demeli modunda yatmaktan ben de çok sıkıldım aslında:) On gündür bu gün yazma zamanı diyorum, sonra bir de bakmışım mayışıp kalmışım... Malum, 30 kilo hedefimde 20'lere gelmişken bir durdum, 2 geri 1 ileri gittim:( Şimdi baharla birlikte yapılacakları, başlanacakları konuşmak istiyorum ama kış hiiiiç bitmiyor ki!!!

Haftasonu yani pazar gününü müthiş bir havada yaptığımız Sultanahmet turunu ballandıra ballandıra anlatacağım mesela, ya da cumartesi günü kızımın okulunda yaptığımız pastayı. Ama bu havada sıcacık bir çay almadan, battaniyenin altına girmeden yazı yazılmıyor:( Çalış çalış olmuyor yani:)

Bahar gel de tazele beni!!!
 
Clicky Web Analytics