27 Şubat 2010 Cumartesi

Annemin Mayalı Poğaçaları

Birkaç gündür tatlılardan bahsettik. İçi bayılanlar için tuzlulara geçmek istedim.

Malzemeler:

300 gr sana yağ
1.5 fincan su
2 yemek kaşığı bira mayası
2 yumurta sarısı
biraz tuz
alabildiğince un (500 gr. kadar)
İçi için tercihinize göre peynir, patates vs.

Hazırlanışı:

Un, yağ elle yedirilir. İçine ıslatılmış maya, tuz ve yumurtalar ilave edilir. Yarım saat bekletilir. Sonra poğaça şeklinde açılarak içine istediğiniz iç konulur. Peynirli-dereotu ya da patatesli ya da kıymalı yapılabilir. Üstüne de dileğe göre çörek otu serpilir. 200 derecede pişirilir. Fırından çıkınca da doya doya yenilir:)

Afiyet olsun!

26 Şubat 2010 Cuma

Kırmızı Kıpkırmızı Hayal Kırıklıkları

Doğumgününden birkaç gün önce sevgili komşum kızının anaokulunda elma şekeri faaliyeti yaptıklarından bahsetti. Araştırdığını ve tarifinin de oldukça kolay olduğunu söyledi. Bunu duyunca da benim kafamda 'plimp' 'plimp' sesleri ile birlikte ampuller yanmaya başladı:) Ne kadar hoş olacak diye düşündüm: Doğumgününe gelen her çocuğa bir tane elma şekeri versek?!? Hem evde yapacağımız için sağlıklı ve temiz de olacak!

Bu dahiane fikri
hemen sevgili komşumla da paylaştım tabii... Sağolsun her türlü destek için hazırdı. Hemen gidip elmaları, onları batırmak için sopaları aldık. İnternetten sayısız tarif okumuştum. Hemen hepsinin ortak yanı 1 bardak suya 2 bardak şeker şeklindeydi. Aklımdayken elmalarımız kırmızı renkte olsun diye gıda boyası yerine lohusa şerbetlerinde kullanılan adını bilmediğim kırmızı malzemeden aldık.

Elmaları iyice yıkadık, kuruladık. Sonra en az on elma yapmamız gerektiğinden ölçüyü çok tuttuk: 3 bardak suya, 6 bardak şeker gibi... 10-15 dakika kaynatın diyor tariflerde. Bu da ağda kıvamına gelmesi için şurubun. Kaynadıktan sonra kırmızı renk veren maddeyi de attık içine. Hatta son olarak şekerlenmesin diye birkaç damla limon suyu da damlattık.

Veeeee, tıpkı tariflerdeki gibi ilk elmayı batırdık ocaktan indirmeden... Tam bir fiyasko!!! Su gibi aktı gitti üzerindeki sıvı:( Tüm moraller alt-üst oldu tabii bizde de. Biraz daha az su koymamız gerektiğini kavramamız çok uzun sürmedi dolayısı ile.
Bir miktar daha kaynattık karışımı istenilen kıvama gelebilmesi için. Sonra elmaları bir kez döndürün diyordu okuduğum tariflerin birinde. Şekeri kalın olursa yerken elmaya ulaşması zor olur diye... İçimden bunu düşünüp gülüyordum, zira bizimkiler şekeri tutsun diye neredeyse dua ediyorduk:)

Neyse, oldular sonunda. Hemen dolaba koyduk donsunlar diye. Bu arada bu uğraşımızdan kızımın haberi yoktu. Süpriz olur düşüncesi ile akşam okuldan gelince heyecanla açtım dolabı. 'Da da da daaaaaam!' Zibidi kızım da herhangi bir gülümseme olmadan, donuk bir ifade ile 'bunlar ne anne?' dedi:( Bendeki hayal kırıklığını düşünebilir misiniz?
Ama kabahat bende 6 yıldır çocuğa bir kez olsun elma şekeri yedirmezsen o da utanmadan 'bu ne anne?' der tabi...

Sonuçta, doğumgünü sabahında yaptıklarımızın bir kısmının şekerlenmiş olduğunu farkederek birkez daha hayal kırıklığına uğradım. On iki elmayı 6 bardak şekerle kırmızıya çevirdiğime mi, uğraşıp jelatinlediğime mi yanayım, yoksa zaten çocukların bundan birşey anlamadığına mı bilemedim. Annemin dediği gibi o da şeker bu da şeker diyerek yine de ikram etmeye karar verdim. Ancak, evin kapasitesini zorladığımız o kalabalıkta bazı çocuklara elma şekerini vermeyi unuttum. Laf aramızda pek birşey kaçırmış sayılmazlar:)

Gerçi zor bir iş değil, bilakis zevkli de. Ama değer mi derseniz, ben gidin güvendiğiniz bir pastaneden alın ve yiyin derim:)

25 Şubat 2010 Perşembe

Müthiş Bir Lezzet : Türk Lokumu

Bu tarif de bana Eskişehir'den ulaştı. Eee, memleket gibisi yok tabi:) Yöresel değil kesinlikle sadece ben oradan duydum. Açıkçası yapıp yiyene kadar nasıl birşey olacağını bilmiyordum. Ama anneme güvendiğim için bizim doğumgünü menüsünde de yer vermekten çekinmedim. İyiki de yapıp yemişiz diyorum:) Tarife gelince;

Malzemeler:

5 yumurta
1 su bardağı toz şeker
1 su bardağı un
1 paket kabartma tozu
1 paket vanilya
1 paket cremole
1 bardak süt
1 paket hindistan cevizi

Hazırlanışı:

Tüm malzemeler iyice çırpılıp yağlı kağıdın üstüne dökülür. Hafifçe pembeleşinceye kadar pişirilir. Fırından alındıktan sonra ortadan ikiye ayrılır ve sıcakken rulo yapılır. Ancak, ben kekleri ortadan keserken zorlanmamak için malzemeleri ikiye bölerek (üçer yumurta ile) kekleri pişirdim:) Sonrasında rulo şeklindeki kekler kare kare kesilir. Diğer tarafta, iç kreması (ben 3 dakikada hazırlanan cremole'lerden kullandım) hazırlanır. Keklerin ruloları açılıp, krema sürüldükten sonra tekrar rulo yapılarak tepsiye dizilir. En son olarak, bir tabakta ılık süte batırılır ve ardından hindistan cevizine bulanır. Buzdolabında servis edilene kadar bekletilir.

Afiyet olsun!

24 Şubat 2010 Çarşamba

Memleketten Bir Tad : Haşhaşlı

Ben Eskişehir'liyim derim soranlara. Aslında, Ankara doğumluyum, babam karadenizli, annem Bulgaristan göçmeni... Hatta şu anda nüfusa kayıtlı olduğum yer İzmir-Çeşme:) Ama serde bir yerlerde Eskişehir var. Her ne kadar ömrümün son 15-16 yılı İstanbul'da geçse de... Dolayısı ile, bana Eskişehir'den, çocukluğundan aklında kalanlar deseniz sıralayacaklarıma arasında haşhaşlı poğaçalar, haşhaşlı ekmekler de mutlaka listede yer bulur kendilerine. Zira, fırınlarda yapılıp satılanlar değil ama ben küçükken halamlardaki o yuvarlak fırında pişen bol cevizli, mayalı haşhaşlıların kokusu hala burnumda. Nasıl da beklerdim fırının tepesinde pişmedi mi? kabarmadı mı? diye...

Aradan yıllar geçti tabii... Ne o yuvarlak fırın var artık, ne de ben de o kadar karbonhidratlı şeyi yeme cesareti. Malum bunca yıllık birikimimi eritme çabasındayım bir yıldır:) Ama aklımdan da çıkmıyor haşhaşlılar şu ara:) Bir keresinde annem hazır yufkanın içine sarmıştı onları. O şekli ile de bayılmıştım ben yerken. Hatta sevgili eşim onların üstüne bal dökerek yemişti kaç tane yediğine bile bakmadan. Ve ağzım açık seyretmiştim onu, bunca yıllık tuzlu haşhaşlıları nasıl da tatlıya çevirdi diyerek!!!

Birkaç tane yesem birşey olmaz diyerek, doğumgünü menüsünü hazırlarken rica ettim anneme; Eskişehir'den haşhaş alıp gelmesi için. Ne de olsa konuklar arasında memleketten arkadaşlar da var, yeriz diye düşündüm:) Bilmeyenlere tarif verecek olursam:

Malzemeler:

yarım kilo haşhaş
inceltmek için sıvı yağ
hazır yufka
ceviz

Hazırlanışı:

Önce haşhaşın içine bir miktar sıvı yağ ilave ederek boza kıvamına gelene kadar inceltin. Daha sonra bir yufkayı şeritler halinde kesin. İçine haşhaşı sürüp, üzerine kıyılmış ceviz koyduktan sonra muska böreği gibi sarın. Fırında 200 derecede pişirin.
Bu şekilde sarmak zorunda değilsiniz tabii, sigara böreği gibi sarınca da lezzetinden bir şey eksilmiyor. Benden söylemesi:)

Afiyet olsun!

Not: Otuz yaşımdan sonra ben de haşhaşlının üstüne bal döküp yedim. İtiraf etmeliyim ki böyle de hiç fena değilmiş.

23 Şubat 2010 Salı

Bugün Anne Olduğum Gün!

Bugün çok özel bir gün. Kızımın doğumgünü olmasının ötesinde, anne olduğum, büyüdüğüm, onurlandığım, sorumluluklarımın arttığı gün... Öyle bir gün ki; sağlıkla geçen her yıl mutlaka kutlanması gereken...

Biz malum kutlamayı haftasonu birkaç eksikle de olsa sevdiklerimizle beraber yaptık. Lafı uzatmayacağım, zira kelimelerin kifayetsiz kaldığı anlardan biri bu.. Sadece iyi ki doğurdum seni diyorum. İyi ki varsın kızım! İyi ki benim kızımsın ve ben iyi ki senin annenim! Bana 'anne' olma şansı tanıdığın, beni olgunlaştırdığın, beni tarifi mümkün olmayan bu sevgi ile donattığın için sana binlerce teşekkür ederim. Mutlu ve huzurlu uzun bir ömrün olur inşallah! Seni çok ama çok seviyorum!!!

22 Şubat 2010 Pazartesi

Kirpi Pasta

Söz verdiğim üzere; her gün için bir tarif işine başlıyorum. Öncelikle, tatlı birşeylerden bahsetmek istiyorum ki ağzımızın tadı hiç bozulmasın!

Hello Kitty'li doğumgünü pastasının resmini dün paylaştığım için bugün yapımı çok kolay olan, tat ve şekil itibari ile de çocukların hoşuna gidebilecek bir pastanın - Kirpi Pasta'nın- tarifini vererek başlayalım diyorum. İtiraf etmeliyim ki tarifi annem Derya Baykal'ın programında görüp anlattığı andan beridir denemek için fırsat kolluyordum. Ancak, malzemeler birebir programdan alıntı değil, ben de yaratıcılık kullandım yani:)

Malzemeler:
2 paket Petibör büsküvi
Kakao
Yarım bardak Süt
3 Kaşık Şeker
Çikolata sos
Ceviz
Biskrem çubukları
1 Armut
1 Siyah Zeytin
2 Fındık

Hazırlanışı:
Aslında bildiğiniz,tadını sevdiğiniz gibi bir mozaik pasta yapmanızı önereceğim size. Ben, az şekerli, bol cevizli ve hiç yağ koymadan yaparım mesela mozaik pastayı. Bisküvileri kırıp, göz kararı koyduğum kakao, ceviz ve sütü karıştırarak kıvamı bulurum. Her ne kadar asıl tarifte puding kullanıldı ise de ben bildiğim gibi yaptım mozaik pasta kısmını. Ama cevizi az koydum bu sefer, çocukların yememe ihtimalini düşünerek. Hazırlanan karışımı, içini jelatinle kapladığınız yuvarlak bir tasa boşaltın.(ben bu iş için karıştırma kabımı kullandım). Buzdolabında donduktan sonra ters çevirip çıkarın. Bu arada çikolata sosunuzu soğuduktan sonra hazırladığınız mozaik pastanın üstüne dökün ki bisküviler gözükmesin.

Diğer tarafta bir armutun kabuklarını soyun ama sakın sapını koparmayın. Zira, kirpinin burnu olacak o sap:)

Çikolata soslu mozaik pastanızın bir kenarını, armutun alt kısmını hafifçe sokabilecğeiniz şeklinde oyun ve buraya armutunuzu yapıştırın. Kirpinin burnu için (armutun sap kısmında) her ne kadar tarifin aslında siyah üzüm olsa da bulamazsanız bizim gibi çekirdeği çıkarılmış siyah zeytin koyun. Gözlerine de börülce (tarifin aslında böyle) ya da bizim gibi fındık takın. Sırtındaki dikenleri için de bolca biskrem çubuklarını saplayın mozaik pastanıza.

Not: Fotoğraf her zamanki gibi maalesef aceleye geldi. Ama en kısa zamanda bir tane daha yapıp buradakini yenilerim diye düşünüyorum:)

Afiyet olsun!

21 Şubat 2010 Pazar

İyi ki Doğurdum:)

Evet, uzun bir ara oldu. Blogumu bıraktığımı düşünenler yanılıyor. Ama eskiye nazaran pek yavanlaştı yazdıklarım. Hayat sürükledikçe bir yere ve ben de peşinden koşarken yazamadım, yazdıklarımda da eski tadı bulamadım. Dolayısı ile bir dönem nadasa bıraktım blog yazılarını. Ancak, bugün yazmadan yatılacak bir gün değil!

Kızımın 6. yaş günü kutlaması vardı bugün bizde. Birkaç gün erkenden de olsa kutladık sevdiklerimizle. Ve ben, evimizin kapasitesini korkarım zorladım bir hayli:) Gelenler sevdiğim arkadaşlarım, canlarım olunca beni mazur görmüşlerdir diye umuyorum...

Birkaç gündür hazırlıklar yapıyorduk: Pinyata, parti oyunları, ne pişecek, ne yenecek, kimler gelecek diye... Daha önceki tecrübelerimizden çağırılanların %60 geliyor gibi bir istatistiğimiz var bizim. Doğumgünlerinin kalabalık, çok çocukla geçmesi gerektiğini düşündüğümden hemen herkesi çağırdım ben de. Ancak, bu sene sağolsun bütün arkadaşlar kırmadılar beni, kızımı ve geldiler bizim uzaklardaki evimize. Bir kısmı oturacak yer bulmakta zorlandı ama hatır için bizim ev yapımı börekleri, pastaları yediler:)

Bugün için anlatılacak pek çok detay var tabii. Hatta yazmaya söz verdiğim pek çok tarif. Ancak, izninizle yarından sonra peyderpey:)

Özetlersek;

* Kırktan fazla kişi bir evde - hele de bizim evde- fazla oluyormuş:) Bundan sonra bu şekilde bir doğumgünü planlanmayacak bile : Gelenlere yazık oluyor:) Yoksa ben ve kızım gelen herkesi görmekten çok ama çok keyif aldık.

* Kızımın pastasını bu sene de ben yaptım. Frenboğazlı pastası için Hello Kitty olsun istemişti. Bence oldu:) Şekil bir a:)

* Eskişehir'den yine sonsuz destek geldi çok şükür. Annem olmasa altından kalkamazdım.

* Aylar öncesinden planladığımız halde babaannesi ile dedesi bu sene de aramızda değildi maalesef. Demek ki bir şeyi çok istemek, planlamak yetmiyor ya da ters tepiyor:( Neyse haftaya da kutlayarız artık:)

* Günün incisi kızımdan bu arada: Kalabalıktan gittiğini farketmediği bir arkadaşı için hediyelerini açarken bana dönüp 'o nerede?' diye sordu. Gittiğini söylediğimde de 'ama hediyesini vermeden neden gitti ki!' dedi! Şaşkın! arkadaşının hediyesini çoktan açmıştı bile:)

* Gelen tüm hediyelere bayılmış. Hepsi için binlerce teşekkür!

* Palyaçomuz yoktu ama palyaço peruğumuz vardı. O da iş gördü...

* Benim parmağım, Tuna'nın eli, Sena'nın kafası kırılıyordu ama bizim pinyata kırılmıyordu. Derken, işin püf noktasını bilen Arda kırmaya çalıştı ama izin vermedik hilelere...

* Partinin animatör ekibi dediğim Hande, Sena ve Melike iyi ki vardınız!

* Partinin en ufağı Ada'nın kardeşi Arda'ydı:) Yanılmıyorsam bu ilk partisi de değil. Zira oldukça alışkın görülüyordu. Yedi ve işine gelmeyen noktada gürültü falan dinlemeden uyudu:)

*Partide henüz ulturason boyutunda olan katılımcılar da vardı. Bilemem, anneler bu kadar farklı yaştaki çocuğu birarada gördükten sonra ne düşündüler:)

* Komşuluk başka birşey: Elifçim ellerine sağlık! Mercimekli köfteler harikaydı...
Ayrıca, günler önce internetten okuduklarımıza güvenip çocuklara vermek için seninlee yapmaya kalkıştığımız elma şekerlerini pekçok kişiye -hatta Delfin'e bile- ikram etmeyi unutmam belki de bir işaretti:) Zira, elma şekerlerimizin bir çoğu şekerlenmişti:( Ama annemin dediği gibi 'Amaaaaan! o da şeker bu da şeker:)'
Bu arada, öğrendik ki elma şekeri biz yaştaki çocukların ilgisini çekiyormuş:)

* Neredeyse 9 aydır yolunu gözlediğimiz Güneş hanımın bize gelmek için bu kadar kalabalık bir günü seçmesi çocuğun aslında annesinin kucağında da olsa atraksiyon görmek istemesi gibi geldi bana...

* Can Baba, kedilere peynir verdiğini görmek bana bir miktar ters geldi. bu konuyu daha sakin bir günde mutlaka konuşalım. Kediden kime hayır gelmiş, değil mi ama? bu arada Mehmet Amcan ilk fırsatta matkabı alıp gelecekmiş:)

* Ata'cığım, Defne pembeyi seviyor ama siyaha da bayılmış. Hatta, 'Ata ne alsa ben beğenirdim zaten!' bile dedi:)

* Tuna, babanın erken kaçmaktaki amacını şimdi anladım ben: Halbuki, bu partinin kostümlü kısmı yoktu maalesef:)

* Nilüfer, Mehmet'in hazırladığı süpriz çok hoştu. Biraz tüyo mu almış ne?

* Ve kuzenler... Söz Çeşme'ye gitmeden önce geleceğiz size:)

Neyse özetti bu:) Aklıma bir anda gelenler işte... Yarından sonra tariflerle devam...
İyi ki doğdun kızım! İyi ki de doğurdum seni!!!

7 Şubat 2010 Pazar

Şeker Gibisiniz...

Yaşlılık zor şey! Ya da bu aralar kafam dolu herhalde ki hemen her şeyi unutuyorum:( Günler öncesinden hazırlandığımız yeğenlerimin doğum günü için son anda çıkan hastalıklar yüzünden Eskişehir’e nasıl geldiğimizi bile hatırlamıyorum. Dolayısı ile söz verdiğim şeyleri, kıyafetleri ve daha pek çok şeyi evde unutmuşum:( Tabii, Eskişehir’de kendimize gelince organize olduk hemen. Şeker hamurlarının bir an önce siparişlerini vererek, eldeki imkanlarla yaptım yine kurabiyelerini, bir hala olarak… Çok daha iyilerini, çok daha güzellerini yapmak istiyor insan onlar için! Ama dediğim gibi imkanlar bu kadarına yetti… Seneye inşallah:)

Dört yıl önceki heyecanımız bugün yerini tatlı bir telaşa, sevince bırakmış durumda. İki minik bebek de şimdi kocaman olmuşlar karşımızda… Zaman akıp gidiyor, kimseye aldırmadan. Kaçıp, kovalayarak hem de… Şimdi doğum günü zamanı! Gidip yeğenlerimin yanaklarından kocaman öpmek istiyorum! ‘Nice mutlu ve birlikte senelere’ diyerek… Sizi çok ama çok seviyoruz!

En az kurabiyeler kadar tatlı hayatlarınız olsun inşallah!!!

2 Şubat 2010 Salı

Bir - iki - üç ve Strike!!!

Üniversite yıllarındaydım yanılmıyorsam ilk bowling salonuna gittiğimde. Gittim dediysem oynadım sanmayın. Zira, o zamanlar bilgisayarda iki sayfa yazı yazınca bileklerim şişiyordu benim. Dolayısı ile kocaman vücuduma rağmen kas yoksunu kollarım ve kuvvetsiz bileklerim yüzünden denemeye bile cesaret edemedim bowling oynamaya... Hep seyirci kaldım oynayanlara…

Bugünlerde ise arkadaşımla bowling oynamaya başladık msn’de. Çok şükür, bilgisayarda oynarken topu tutmak, fırlatmak fiziki güç gerektirmiyor:) Dolayısı ile strike atıp keyiflenme, kimbilir şansım yaver giderse bir duayeni yenme fırsatım oluyor sanal da olsa. Bu şekilde bir nevi tatmin oluyor insan, yıllarca oynamasa da… Gerip bir duygu bu, kelimelere dökmekte en az bowling topunu taşımak kadar zorlandığım:) Sanal alemdeki bu oyunlar sıklaştıkça ve keyif katsayısı arttıkça kızlarımızı da içine çekiverdi. Bulaşıcı bir hastalık gibi onlar da başladılar, bilgisayarı önümüzden çekip oynamaya. Önceleri, yenilgiyi hazmedemeyip ağlasalar ya da oyunun bir yarısında bilgisayarı kapatıp gitseler de şimdilerde azimle oynuyorlar strikelar atabilmek için birbiri ardına…

Kızımızın bu tutkusunu sanal dünyadan çıkarıp gerçeği ile tanıştırma vakti geldi diye düşündük geçen gün. Ve, yıllarca evimizin önünde faaliyet gösteren ancak, içeri bir kez olsun adımımızı atmadığımız bowling salonuna giriş yaptık, ailecek:) Dolayısı ile uzun yıllar arkadaşlarla toplanarak gidilen bowling salonlarındaki seyirci modumu bu kez kızım için bozmuş oldum. Biraz da sevgili kocamın emrivakisi ile bowling ayakkabılarını ilk kez ayağıma geçirdim ve sıra bana gelince de topu savurdum… Ancak, astigmatım azmış olacak ki atışlarım hiçbir şeyi deviremeden son buldu. Tabii, bir de vücudum üniversite yıllarına göre bir miktar daha şişse de bilekler hala aynı kas yoksunluğunda… İki atıştan sonra da pes ettim zaten. Malum, anne olarak bir karizmam var çizdirmemem gereken:)

Kızıma gelince, babası ile son atışlara kadar başa baş mücadele verdi. Yavaş atıyor şimdilik ama deviriyor birer birer labutları… Hatta az kalsın çiziyordu babasının da karizmasını:) Belli ki çok keyif aldı bu işten. Baba-kız bowling turnuvaları yapacaklar artık, benim de seyirci olarak katılabileceğim.

1 Şubat 2010 Pazartesi

Masalların Büyülü Dünyası'nda

Günler öncesinden aldık biletlerimizi… Daha ilk reklamlarını duyduğumuz andan itibaren heyecanla bekliyorduk bu gösteriyi. Bir aksilik olmasın diye dua ediyordum açıkçası… Zira, bizim ailede bu yıl sırayla hastalık dolaşıyor biliyorsunuz. Yine bir şeyler çıkacak, aldığımız biletlerden yararlanamayacağız diye korkuyordum.

Sonunda gösteri için aldığımız biletlerimizin günü geldi. Sabah kahvaltıdan sonra düştük yollara. Malum Haliç Kongre Merkezi bizim eve epey mesafede:) Ancak, tahmin ettiğimizden de erkenden geldik salona. İçeride çocukların ilgisini çekecek, içlerindeki tüketim canavarını harekete geçirecek Disney oyuncakları, kitapları, mısır, pamuk şeker vs satışı vardı. 20 TL’ye Mickey Mouse’un resmi olan bir kovada mısır alabiliyorsunuz diyeyim siz anlayın amacı:)

Yemek için restaurantına geçtik hızlıca… Ancak, kalabalığa rağmen gelenlere ‘rezervasyonunuz var mı?’ sorusunu yöneltmeleri şaşırtıcı idi bize göre. Zira, bu tarz bir kalabalıkta, devir daimden dünya kadar hasılat elde etmeleri mümkündü. Ancak, işletme olarak masaları boş tutmayı tercih ettiler nedense?

Gösteriye gelince; itiraf etmeliyim ki uzun zamandır seyrettiğimiz hiçbir çocuk gösterisinden bu kadar keyif almamıştım. Gerek dekor, gerek sahne performansları, gerek kostümler muhteşemdi. Herşey çizgi filmlerdeki gibiydi. Çocuklar kadar anne-babalar da kilitleniyordu gösteriye. Ancak, gösteri için seçilen salonu eleştirmeden geçemeyeceğim. Çünkü eğimi öylesine azdı ki, önlerde oturmamıza rağmen küçük hanım kadar ben de zorlandım sahnedekilerin ayaklarını görmekte. Her ne kadar çocuklar için yükseltici dağıtılsa da salonun düz olması sebebi ile önlerindeki sıradakiler yüzünden mağdur olabiliyorlardı zavallıcıklar…

Sindrella’nın muhteşem elbisesine hayran kaldık kızımla. Pamuk Prensesin masalını izlerken kraliçe’nin büyülü aynasından ürktük. Bella’nın sihirli şatodaki konuşan eşyalarına bayıldık… Peri annenin Sindrella’nın elbisesi için sihir yapmasına var gücümüzle yardım ettik ‘bibidi babidi buuu!’ diye…

Masalların etkisi, içerikleri vs hakkında pek çok farklı görüşüm var ama yine de muhteşem gösteriyi kaçırmayın hala fırsat varken. Sonuçta, harikulade bir sahnede sergilenen masalların büyülü dünyasına yakından şahit olduk: gerek kızım, gerek ben! Ve ilk defa ailemizin reisini de götürmediğimiz için onun adına ‘zavallıcık kaçırdı!’ dedik:) Ama siz siz olun 14 Şubat'a kadar devam eden masalların büyüsünü kaçırmayın!!!
 
Clicky Web Analytics