31 Aralık 2009 Perşembe

Cingıl Bels:)


Kim ne derse desin ben seviyorum bu kutlamaları... Koskoca ve yepyeni bir yıl başlıyor. Heyecanla, mutlulukla, sağlıkla kutlamak gerekmez mi? Bir öncekindeki tatsızlıkları, hayal kırıklıklarını, buruklukları bir kenara bırakıp umutla bakmak yeniye...Kimin geleneği olursa olsun bana göre özel bir gün bu. Çevremizi süsleyen ışıklandırmaları, kırmızının sıcaklığı, beyazın saflığı ve bende uyandırdığı deli gibi alışveriş yapma isteği -ki bu yıl pek bir şey alamadım- ile yılbaşı öncesi telaşı seviyorum!

Bir-iki yıldır bizim evimize de girdi ağaç süsleme işi, ailemden alışık olmasam da. O mini mini süslemeler, ışıklandırmalar, hediyeler şimdiden mutlu olmama yetiyor aslında. Bir önceki yıllarda yaptığımız gibi deli bir telaş yok bu kez mutfakta. Hindiler dolmuyor, tepsi tepsi börekler, kekler pişmiyor belki, ama yine de umut ve sıcaklık var evimizde. Yeniye olan özlem var... Nasıl başlarsa öyle gider inancı var:)

Neşe içinde bir başlangıç yapılması için ne gerekiyorsa yapılacak bugün: Noel baba bile gelecek sitenin organizasyonu sayesinde:)Hele kızımın istediği o müzik çalan aletten (CD çalar)getirirse 'bu Noel Baba işi biliyor' denilecek! Yenilecek, içilecek, eğlenilecek... Bütün bir yıl böyle mutlu, huzurlu, sağlıklı ve beraber geçsin diye dualar edilecek:)

Herkese mutlu, sağlıklı yıllar!!! 2010 dilediğiniz gibi olsun!

29 Aralık 2009 Salı

Yeni yıl bizlere kutlu olsun!

Evet, yeni yıl hazırlıkları başladı.
Malum bu sene misafir var. Hoş bizimki misafirlikten öte bir gelenek artık:) Bizde yılbaşı, üstüne 1 ocak sabahı onlarda kahvaltı! Kaçarı olmuyor pek, yaklaşık 6 yıldır bu iş böyle. Bir keresinde İzmir'e gittik, gitmedik değil! Ama gelenek bu, bozmamaya gayret ediyoruz hep beraber. Herşeyi yarına yetiştiremem düşüncesi ile ön hazırlıklara başladık ve işte kızımla yılbaşı kekini hazırladık bile. Bu arada 'bayatlar o kek!' dediğinizi duyar gibiyim. Yiyenler sonra yorum yaparlar ümit ederim:)

Nasıl yaptığımıza gelince; bu sefer kurabiye yerine pişirilen keki ağaç şeklinde kalıpla kesip hazır şeker hamurları ile süsledik. Şeker hamuru tatlı olduğu için kekin şekerini az tutmakta fayda var diye düşündük. Ağacı süslemek yetmemiş ki bize kekleri de süsledik işte!!! Hatta bir kısmına pudra şekerinden kar bile yaptık.
Gönlüm noel baba falan da yapmaktan yanaydı ama o da bir sonraki yıla artık...
Afiyet olsun:)

22 Aralık 2009 Salı

Şeker Hamurlu Kurabiyeler-2

Nasıl da atlamışım bu resmi? Hem de hemen her hafta sonunu birlikte geçirdiğimiz halde:) Bu kurabiyeler de sevimli mi sevimli bir küçük hanımın doğum günü için yapılmıştı.

Bir aydan fazla oldu gerçi ama yaşadığı hayal kırıklığı hala gözümün önünde:( Aylar öncesinden sormuştum istediği bir şey var mı diye... O da prenses elbisesi istemişti benden. Fakat aile kurallarına karşı gelemedik. Onlar kral ve kraliçe olmadıkları için kızlarının da prenses gibi davranmasını, giyinmesini doğru bulmuyorlardı. Bu konuda tamamen farklı düşünsem de (bizim evde bir kral ve onun prenses kızı yaşadığından olabilir:) ) ailenin kostüm konusundaki düşüncesine saygı gösterip hediye konusundaki fikrimizi değiştirdik. Eee, haliyle o gün küçük hanımı hayal kırıklığına uğrattık. Her ne kadar kurabiyelerimizi beğenip üzerindeki şeker hamurlarını hapur hupur yemiş olsa da...

Bu kadar geçmişken üzerinden yazmam diyordum. Ama hafta sonu öyle bir şey oldu ki... Kızım ile oyuncakçıya gittik. Sonrasında gideceğimiz adres belli olduğundan bir hediye de arkadaşına almaya karar verdik. Seçimi kızıma bırakarak - ve tabii ki fiyat konusunda müdahalelerle:)- oyuncaklarımızı aldık. Söz konusu kendi beğendiği oyuncak olunca tabii ki alınanlar bebek, hatta prenses:) Yani ben her ne kadar ailenin kararına saygı göstermeye çalışsam da, çocuk bu yoldan çıkaracak birşey buluyor:)

Malum şimdi de yılbaşı geliyor. Birlikte düşünüyoruz bakalım ne alalım? Ne süprizler hazırlayalım diye... Sonuçtan çekinmiyorum dersem yalan olur:)) Hayır, bir daha görüşmeyecekler bizimle o olacak:(

18 Aralık 2009 Cuma

Yerli Malı Yurdun Malı:)

yerli malı yurdun malı
herkes bunu kullanmalı...

İlkokuldan bu yana unutmadığımız mısralar değil midir? Hepimizin elmalı, armutlu, portakallı bir anısı da vardır muhakkak. Sağolsun kızım dolayısı ile yine kutluyoruz biz Yerli Malı Haftasını... Yanılmıyorsam 1946 yılından beri kutlanıyormuş. Adına Tutum da eklenmiş bir de:) Kızım da götürdü evden yaptığımız fındıklı kurabiyeleri. Malum meyveyle alakası yok bizimkinin:(

Bugün konuştuk birlikte 1980'li yıllarda ilkokulda okuyanlar olarak... Şiirin devamını getiremedik ama, o kadar düşündük, aradık, bulamadık... Varsa bilen paylaşsın lütfen. Kızıma söylediğimde çok güldü çünkü: 'anne nasıl da uydurdun:)' diye. Oysaki beynimin derinliklerine kadar işlemiş mısralar bunlar, uydurmadığım. Devamı gelmiyor ama bir türlü:)

İşte nette bulduğum konu ile ilgili şiirlerden bir demet:

yerli malı
haftamızı açalım,
yurda neşe saçalım.
yerli malı dururken,
yabancıdan kaçalım.

ipekli var, yünlü var,
pamuklu var, bezi var.
fabrikalar işliyor,
öz malım gelişiyor.

yaban malı almayız,
düşünmeye dalmayız.
biz tutumlu oldukça,
hiç de yoksul kalmayız

***

elma
amasya elmasıyım,
meyvelerin başıyım.
al sarı yanağım var,
beni yersen kan yapar.

armut
armudu unutmayın,
onu da baştan sayın.
ne güzeldir kokusu,
içi dolu ballı su.

portakal
portakal sulu sulu,
içi vitamin dolu.
adana, kozan, dörtyol,
git ağaçtan ye bol bol.

ayva
sarı sarı rengim var,
ne güzel de kokarım.
istersen reçel yap ye,
istersen kompostomu.

şeftali
bursa'nın şeftalisi,
kilodur bir tanesi.
şeftaliyi kim sevmez,
tadına doyum olmaz.

fındık
giresun zengin olsun,
cebiniz fındık dolsun.
kırılır çıtır çıtır,
hem besler, hem ısıtır.

kayısı
malatya kayısısı,
yemişlerin nazlısı
pestili de yapılır,
yiyenler pek bayılır.

mandalina
adımdır mandalina,
sağlık veririm sana.
pek sevimli meyveyim,
bol bol yiyin bakalım.

kestane
hoş değil mi kestane?
alırsın tane tane.
sırtlarını çizersin,
kızgın küle dizersin.
pişsin tatlı tatlı ye,
en güzel besin diye.

Tutumlu kalın:)

15 Aralık 2009 Salı

Değişiklik Zamanı

Blogumda uzun süredir değişiklik yapmak istiyorum. Malum tebdili mekanda ferahlık vardır. Değişim insanı zinde tutar, monotonluk öldürür vs.. Ancak, yine hayat beni çarkların içine doğru aldıkça kendim için yarattığım fırsatlar da azalıyor. Bu bloga da yansıyor tabii...

Ancak bu gidişe bir dur demem gerektiğini de biliyorum, geçmişteki hatalardan ders alarak. Bu bağlamda da yazılarıma geri dönüyorum:) Kendim ile ilgili birşeyler yapmaya... Spora verdiğim arayı bugün itibari ile iptal ediyorum. Blogdaki aile resmimizi değiştiriyorum. Malum o fotoğraf yaratıldığında bundan tam 18 kilo fazlam vardı:) (hala normal bir insandan en az 15 kilo fazlam var) Bu sefer ressam sevgili kızım Defne... Çok daha iyilerini yapabiliyor olsa da bunu seçti bloga koymam için. Yenilerini yaptıkça ben de duvardaki resmi yenileyeceğim tabii...

Resim ile ilgili birkaç detaya dikkat çekecek olursam:

1. Kendi yüzünü babasının eli havada olduğu için görülmüyormuş:)
2. Ben zayıfım. Kalçalarda bir miktar şişkinlik olsa da:)
3. Baba-kızın tacı var (eski resimdeki kral ve prenseste olduğu gibi) ama ben de yok!!! boşuna 'evişçisi' denmiyor demek ki:)

14 Aralık 2009 Pazartesi

Üründül Dostlarına-2

Aylar önce yazmıştım onları ne kadar çok sevdiğimi. Bendeki yerlerinin apayrı olduğunu, ömrümün sonuna kadar yanımda olmalarını istediğimi vs... Bugün de o gün yazdıklarımdan farklı düşünmüyorum. Hatta hiç ayrı düşmeyelim istiyorum!

Ama herkes gibi bizler de koşuşturuyoruz. Her birimizin ayrı yaşam mücadeleleri var. Yine de eminiz ki gönüller bir. Birimizin bir derdi olsa, diğerleri yanında... Kutlanacak bir memvzu olsa, herkes birada... Her ne kadar organize olmak çocuklar, zaman ve mevkiler söz konusu olduğunda çok zor olsa da...

Geçen hafta bütün bu değişken parametrelere rağmen 'Üsküdar'da son çiçekçinin önünde' buluştuk, hem de çocuksuz ve kocasız:) Sonra da ver elini Beylerbeyi... Kah kikirdeyerek, kah tüyler ürperten konulardan konuşarak harika bir gece geçirdik birlikte. Otuzlarına gelmiş dört kadın! Evlilikten, çocuktan, hayatın avuçlarımızdan kaçmasına izin vermeden yaşanması gerektiğinden dem vurarak...

Hafta içi olmasına rağmen doluydu İnciraltı. Ama keyifli müziği, leziz mezeleri ile gecemizin ve özellikle bizlerin güzelleşmesine katkısı vardı:) Sonra mı? Aramızda olmayı çok isteyen ya da yanımızda olmasını çok istediğimiz bir başka dostun evine: Çengelköy'e gittik, kikirdeyerek:)ama taksiden atılmadan... Gecenin o saatinde, kızcağızın bize kahve yaptığı yetmezmiş gibi herkesleri eve bıraktı zavallı kocası. Bizimkinden de tam not aldı. Ölse gam yemez eminim:)

Ben şahsım adına çok keyif aldım o geceden. Sık sık tekrarlanması gerek kesin. Gecenin detaylarını, dışarıda olabilmek için çevirdiğimiz dolapları kendime saklayarak, sadece en çok 'ben doktorum!'a güldüğümü belirtmek isterim:):):)

Sonuç mu? Beylerbeyi güzel, İnciraltı güzel, yemekler güzel, yine gelecek biz:)

13 Aralık 2009 Pazar

Fındıklı Mantar Kurabiye

Bu haftasonu evin tadını çıkardık ailecek. Hal böyle olunca da ev içi aktiviteler gündemdeydi: Süpriz birşeyler yapmak istedi kızım babası için. Malum hepimizin kilo problemi olduğu için, bu aralar karbonhidratlı yiyecekleri pek yapmak istemiyorum. Ama kızımı da kıramadım. Birer tane yeriz, kalanları da arkadaşlara veririm düşüncesi ile anne-kız taktık önlüklerimizi. Veeee, evdeki herkesin damak tadına uygun süper kurabiyeler yaptık. Bizim tepsi yarını göremedi yani:)

Malzemeler:

2,5 su bardağı toz fındık
1 su bardağı pudra şekeri
1 çorba kaşığı sıvı yağ
2 adet yumurtanın akı
1 tatlı kaşığı kakao

Hazırlanışı:

Toz fındığı karıştırma kabına koyduktan sonra yumurta aklarını ve sıvı yağı ortasına dökün. Pudra şekeri ve kakaoyu da ilave ettikten sonra karıştırın. Hamurun kıvamı biraz sert olmalı. Yumuşak olduğunu düşünürseniz toz fındık ilave edebilirsiniz. Yoğurduğunuz hamurdan ceviz büyüklüğünde parçalar koparıp yuvarlayarak şekil verin. Sonra şekillendirdiğiniz kurabiyelerinizi bir tabağın içine koyduğunuz pudra şekerine bulayın. Fırın tepsisine dizin ve üzerlerine küçük yuvarlak bir kalıpla basarak mantar görünümü verin. 170 derece ısıtılmış fırında pişirin.
Afiyet olsun:)

5 Aralık 2009 Cumartesi

Profesyonel Olmak

Duygulardan arınmak mıdır? Kararlarda hep mantıklı olabilmek midir? Sanırım onca yıl çalışmış olmama rağmen ben profesyonel olamadım, olamayacağım da. Pek çok arkadaşım benim bu yolda birkaç adım attığımı hatta profesyonellik adına iyi bir yerlerde olduğumu düşünüyor. Ancak, görünen köy klavuz istemez! Günlerdir kafamın içindeki tilkiler yetmiyor gibi bütün bedenimi kemiren bir şeyler var içimde…

Alınganlık diz boyu… Her bir kararın arkasından doğru mu yanlış mı sorgulamaları... Yıpratıcı tabii. Ama güven eksikliği değil bu. Belki kadın olmanın doğası! Yani duygular olmazsa nasıl hareket ederiz ki biz? Şimdi buradan ‘kadınlar profesyonel olamazlar’ söylemi çıkarılacaktır eminim. Ama bana kalırsa istisnalar kaideyi bozmaz.

İş hayatında zirveye ulaşmış pek çok kadın var tabii. Ama duygularını işin içine karıştırmamak için türlü mücadeleler veriyorlar herhalde. Bana kalırsa bu da yıpratıcı. Tamamen duygusal olmak kadar hem de… Kalbinin sesini dinlememek çok acı!

İki arada bir derede kalmış biri olarak, içimi kemiren o şey aklım ve mantığımın dediklerini yapmama engel oluyor. Peki, neden profesyonel olacağım diye kasıyorum o zaman? Ben buyum diyemiyorum. Kadınım ve duygularımla hareket ediyorum. Bugüne kadar hep böyleydi aslında. Kimse kendini kandırmasın, hayatımla ilgili aldığım hemen her kararda aklıma ve mantığıma kulak kabartsam da hep kalbimin sesini dinlemişimdir. Şimdi ne değişti ki? İş hayatına kendimi kabul ettirmek için gereksiz bir çaba gibi bu yaşananlar…

İş hayatı beni bu şekilde isterse ne ala, istemezse de kadın olmaktan ve duygularımla yaşamaktan mutluyum ve mutlu olacağım:)
 
Clicky Web Analytics